Sarıkamış Faciası ve Enver Paşa

Osmanlı lığa özlem duyanlar biraz da Osmanlı’nın yanlışlarını anlatsınlar yetişen kuşaklar için faydalı olmaz mı? Zaten geçmişi bilmek de ders almak içindir. Yoksa amaç geçmişiş sırtımıza kambur etmek değildir.

Fakat nedense biz geçmişte yaşamayı seviyoruz. “Geçmişte kalan günler ne güzeldi” diyoruz.   Elbet yanlış yapıyoruz. Güzel günlerin acılı günlerden ayırmak kolay mı? Yitirdiklerimiz yüzünden geçmiş et ve tırnak misalidir. Hep bir sızı vardır içimizde. Mesela benim bir amcam Çanakkale’de, bir amcam da Sarıkamış Dağları’nda kalmışlardır. Çanakkale’yi anladık da Sarıkamış niye bir “FACİA”dır?

Geçenlerde bir bilgili ve bilinçli insanımız televizyonda “Birilerinin ülke-mizin içini karıştırdığını, bizi zora soktuğunu söylemekten sakınmalıyız” diyordu. Bir gerçeğe parmak bası-yordu. Sebepleri dışarda aramak yerine içimizde aramak daha doğru olmaz mı?

Deniz Kavukçuoğlu köşesinde yazıyordu: “Almanların, Türkiye’ye giden trenlerin üzerine “ENVERLAND”a (Enverin Ülkesine) Gider” diye yazdıklarını söylüyordu. “Enveriye Madalyaları”nı çağrıştırı-yordu. Enver Paşa’nın dalkavuklarına “Ben Napolyon’dan sonra ikinci Adam olmam” dediğini hatırlatıyor, bir Büyüklük Hastalığı’nı işaret ediyordu. Birinci Dünya Savaşı sırasında Saray Damadı, Naciye Sultan’ın kocası Enver Paşa, Osmanlı Ordusunu Almanlar’a rehin etmiş,  Osmanlı Ordusuna komuta etmek, eğitmek üzere gelen Alman subaylarını bir gecede, kendisi de dahil, bir üst rütbeye terfi ettirmişti. Ama kendisini Napolyon’a benzetenlere “Bu benzetmeyi kabul edemem. Çünkü ben ikinci adam olmam” diyordu. Oysa Fransa’nın ünlü gene-rali Napolyon Avrupa’da “SAVAŞIN TANRISI” olarak söyleniyordu.

Enver Paşa, Ruslara karşı 125 bin kişilik iki kolordunun birini Sarıkamış Dağları’na, dierini Allahuekber Dağları’na konuşlandırmıştı. Onlara, “Saldırı sırasında her üst bir adım geri atanı derhal vuracaktır” emrini vermişti. Sarıkamış’a savaşmaya gelen askerin büyük çoğunluğu Yemen Çölleri’nde bedevilere karşı Kutsal Toprakları savunan askerlerdi. Çöl sıcaklarına karşı don gömlekçeydiler. Oysa o sıra Sarıkamış ve Allahuekber Dağları’nda eksi 30 derece soğuk vardı. Askerin üstünde başında olmadığı gibi çantasında da yiyecek bir şeyi yoktu. Olsaydı bile soğuk buna fırsat vermeyecekti. Zira askerin elinde silah soğuktan yapışıp kalmış, bir gecede 90 bin asker donmuştu. Dağlarda aç kalmış kurtlar donmuş askerlerin cesetlerini postallarına kadar yiyorlardı. Her askerin ayağında da postal yoktu. Kitapların yazdığı bu hikayeyi 1960’lı yıllarda Ürünlü Köyü’nde öğretmen iken, bu savaşa katılıp sağ kurtulmuş olan Selim Türkoğlu’ndan dinlemiştim. Şimdi Sarıkamış Faciası’nı anlatan birkaç kitap kütüphanemde bulunmaktadır. Sarıkamış’ta donan amcam ise “Kaybolan Askerler” arasındadır. Mustafa Kemal’in akılcılığından, gerçekçiliğinden korkup, onun cephelerde bir kurşuna kurban gitmesine dua eden Enver Paşa, bazı kalemlerin ucunda Destansı Kahramandır. Oysa Mustafa Kemal’in çevresi yazarlarından Falih Rıfkı Atay, Enver Paşa dahil ittihatçıları maceracı olarak vasıflandırır, “Namusluydular ama cahildiler” der.

Bugün üzerinde yüzbinlerce insanın yaşadığı BAKIRKÖY, Enver Paşa’nın eşi Naciye Sultan’ın çiftliği idi. Mustafa Kemal’e suikast hazırlayanların arasında bulunan Ankara Valisi Abdülkadir Bey bu çiftlikte, Naciye Sultan’ın tavuk kümesinde saklanmış, Kıyıköy ormanlarında yakalanmıştı. Mustafa Kemal “Son Osmanlı” değil, Osmanlı’yı, Osmanlılığı tarih sahnesinde bırakan adamdır.