Sayın Hasan Cemal; siz ve sizin gibiler…

Sayın HASAN CEMAL;
Siz ve sizin gibiler
Elbette Atatürk Milliyetçisi olmak zorunda değilsiniz.
Fakat biz, hele bu yaşananlardan sonra,
ATATÜRK MİLLİYETÇİSİ OLMAK ZORUNDAYIZ..

18 Ekim 2011 tarihli Milliyet Gazetesi’nde Hasan Cemal’ in “Herkes Atatürk Milliyetçisi olmak zorunda mı?” başlıklı yazısını okuduktan sonra aydınlarımızın nerelere geldiğini ve neler uğruna nasıl bir açmaza düştüğünü üzülerek gördüm. Demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Elbette herkes Atatürk Milliyetçisi olmak zorunda değil. Bazıları istese de olamaz. Atatürk Milliyetçiliği bir gönül işidir. Memleket sevdası ister, halkını küçük ve hor görmeden her şart altında sevmek ve ona inanmak ister. Bu yürek, herkes dediğiniz kişilerde olamaz zaten.

Atatürk Milliyetçiliğini 12 Eylül Anayasası’ na nasıl bağlarsınız. 12 Eylül’den önce Atatürk yok muydu? Atatürk’ ün yaşadığı yılları bilmeyen ilkokul öğrencisi sınıf bile geçemez. Nasıl bir anlayış ve üslup ile Atatürk Milliyetçiliğini 12 Eylül’ e bağlayabilirsiniz.

Siz 12 Eylül Darbecilerine Atatürk üzerinden değil, doğrudan kendi yaptıklarından dolayı tenkit yazıları yazabilirsiniz, fakat Atatürk üzerinden asla. Yazı sanki Atatürk’ ü karalamak için özel sipariş edilmiş ve servise konmuş bir yazı. Evet 12 Eylül Askeri Darbesi Türkiye’ de bir çok taşları yerinden oynattı. Yaptığı Darbe Anayasası ile toplumsal gelişime büyük darbeler indirdi. Adına demokratik seçim dedikleri 1983 seçimlerinde, Atatürk Milliyetçisi olan siyasiler veto edildi. Kapatılan Siyasi Parti Liderleri yanında bazı “il siyasileri” de bu vetodan payını aldı. Bunlardan bir tanesi de Kırklareli Milletvekili Adayı olarak veto yemiş ve seçime katılamamış olan benim. Biz 12 Eylül’e çok kızgınız ama, 12 Eylül üzerinden Atatürk’e hakaret edilmesine ve Atatürk’ün Milliyetçilik görüşlerinin yargılanmasına asla müsaade etmeyiz. Evet, biz her şeye rağmen, ülkemizde yaşanan bütün yanlışlıklara rağmen Atatürk Milliyetçisi olmak zorundayız ve bununla gurur duyarız. 12 Eylül Darbe Yönetimi tarafından veto edilmemizi, bir utanç olarak değil, çocuklarımıza bırakabileceğimiz en onurlu bir miras olarak görüyoruz. Bir zorlama ile değil gönülden Atatürk ilkelerine bağlıyız. Çünkü biz üzerinde yaşadığımız bu toprakları vatan olarak seviyoruz.

Sayın Hasan Cemal, siz, Orhan Pamuk Nobel Ödülü aldığından beri gerçekten çok değiştiniz. Orhan Pamuk Nobel Edebiyat ödülü alan ilk romancımız. Ülke olarak bunun gururunu yaşayamadan, söylediği iddia edilen “Türkler bir buçuk mil-yon ermeni ve otuz beş bin Kürt öldürdü” sözleri, bu sevincimizi yarım bıraktı. Orhan Pamuk adına sevinelim mi, yoksa ona kızalım mı diye karar veremeden olay güncelliğini yitirdi. Keşke edebiyat ve sanata politika bulaşmasaydı ve biz-ler de böyle onurlu bir ödülün zevkini yaşasaydık.. Siz bundan sonra ne yapsanız faydası yok. Aylardır, Kandil Dağı’nda Karayılan ile görüşmeler, Avrupa Başkentleri’nde Kürt Konferansları vs dolaşıp duru-yorsunuz. Türk Ordusunu, daha doğrusu Bağımsız ve Demokratik bir ülke olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Ordusunu terörist saldırganlar ile bir tutup, karşılıklı olarak, her iki taraf silah bıraksın diyebiliyorsunuz. Bunun adına da Barış görüşmeleri diyebiliyorsunuz. Bağımsız bir Devletin Ordusunun terörist karşısında silah bıraktığı nerede görülmüş acaba? İngiltere ve İspanya da teröre karşı yıllarca savaş verdi. Orduya silah bırak çağrısında bulunan bir köşe yazarı okudunuz mu hiç?

18 Ekim tarihli bu yazı sanki bir yerlere gönderme gibi geldi. Hani zamanı geldi, biraz daha sallarsak ve saldırırsak bir şeyler olacak morali gibi geldi bazılarına. Belki yanılıyorum ama ben öyle düşündüm. Nitekim, bir gün sonra 8 polis ve bir gün sonra 24 askerimiz şehit edildi. Fakat Hasan Cemal’den bu hain saldırılar ile ilgili bir kınama yazısı okuyamadık. Kandil’de dolaşır gibi, başka konularla oyalandı günlerdir. Kandil’in bol oksijenli havası ve yemyeşil vadileri insanı doğal olarak etkiliyor demek.

Atatürk’ ü herkes anlayamaz elbette. Atatürk “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE” sözünü söylediği zaman bir ırk olarak yalnızca Türkler’ i değil, Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ nde yaşayan tüm insanları hedeflemişti. Bağımsız Cumhuriyet bu konuda insanları yurttaşlık bilinci ile yetiştirmek için okullarda “ YURTTAŞLIK BİLGİSİ DERSİ” vardı. Cumhuriyet’ in aydın öğretmenleri, bağımsız bir ülke üzerinde yaşayan insanların din, dil, ırk ayrımı yapılmaksızın özgürce bir arada yaşabilecekleri, birinin diğerinin değer ve inançlarına saygı göstereceği bir toplum ve genç nesil yetiştirmek için uğraş verdiler. Atatürk’ ün Cumhuriyet’ i emanet ettiği genç nesil işte böyle yetişti.

“Ne Mutlu Türküm Diyene” sözü Türkiye’ de yaşayan azınlıklar arasında dahi bizden daha iyi anlaşıldı ve benimsendi. Lozan’ da kendilerine azınlık statüsü verilmek istenen Yahudi Vatandaşlarımız” Biz Bağımsız ve özgür bir ülkede, özgür ve eşit vatandaşlar olarak yaşamaktan mutluyuz. Özgür ve eşit bir vatandaşlık statümüz varken, neden azınlık statüsünde yaşayalım “ diyerek azınlık olmayı kabul etmemişlerdir. Bu hususta ne kadar isabetli karar aldıklarını daha sonra 2.Dünya Savaşı sırasında Hitler Faşizmi’nin başlattığı Yahudi Soykırımı sırasında görmüşlerdir. Toplama kamplarına götürülmek istenen yüzlerce Türk Vatandaşı Yahudi, Türk Pasaport’lu, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldukları için, bu soykırımdan kurtulmuştur. “Ne Mutlu Türküm Diyene“ sözü anlayan için çok büyük değerler ifade eder. Siz bu konuyu bir de Yahudi Vatandaşlarımıza sorun, size daha ayrıntılı bilgi verirler.

“Atatürk Milliyetçiliğinin tarifinde anlaşmak mümkün değil “ diyorsunuz. Siz 80 yıldır yaşadığınız ülkede Atatürk Milliyetçiliği’ ni anlayamadı iseniz ve hala sorabiliyorsanız artık çok geç demektir. Bir müddet yazı yazmaya ara verip, konu ile bilginiz olsun diye söylüyorum, Köşe komşu ve adaşınız Hasan Pulur’un yazılarını lütfen iyi takip edin, Melih Aşık’ın Penceresinden şöyle içeri bir bakıverin, Sizin anlayamadığınız veya anlamak istemediğiniz konuyu örnekleri ve tarihi belgeleri ile çok iyi anlatıyorlar. Her yazısı bir tarih ve çıkarılacak ders dolu. Güneri Cıvaoğlu, daha farklı bir üslup ve biraz entelllektüel bir anlatımla yine güzel örnekler vererek çok faydalı bilgiler sunuyor. Sanırım anlamanıza yardımcı olur.

Ayrıca illa gezmek istiyorum, oturup okumaktan sıkılıyorum derseniz, Kandil veya Avrupa Başkentleri’nden tasarruf edeceğiniz zaman içinde Trakya’yı bir dolaşın. Mesela Tekirdağ’ın Saray İlçesi’ne bağlı BÜYÜK-YONCALI KÖYÜ’ne gidin. Orada size 12-16 Eylül 1922 yılında, yani savaş bittikten, İzmir alındıktan 3 gün sonra Barış için masaya oturulduğu günlerde, Yunan askerlerince köylerden toplanan 15 yaşından büyük bütün erkeklerin, savaş esiri muamelesi ile zor şartlar altında Yunanistan’ın MİLOS ADASI ESİR KAMPINA götürüldüklerini anlatırlar. İtalyan ve Fransız askerlerinin gözetim ve koruması altında olan bölgede Yunan askerlerinin yaptığı işkencelerin sonucu kaç kişinin hayatını kaybettiğini öğrenebilirsiniz. Zor şartlar altında Milos Adası Esir Kampına götürülen 4000 sivilden 1 yıl sonra geriye ancak yarısı dönebilmiştir. Milos faciasının nasıl bir insanlık ayıbı ve soykırım olduğunu yaşayanların ağzından dinlemenin acısını birlikte yaşayabilirsiniz. Bağımsız bir ülkede özgürce yaşamanın büyüklüğünü, esaretten geriye dönebilenlerden daha iyi kim bilebilir. Onun için Sayın Hasan Cemal biz Trakya insanı bunca felaket yaşadıktan sonra özgürlüğün kıymetini bilir ve bunu ifade eden Atatürk Milliyetçiliğini sonsuza kadar savunuruz. İşte bu sebeplerden dolayı bizler Atatürk Milliyetçisi olmak zorundayız ve bizim için tek bir anlamı vardır. Özgür ve bağımsız bir Türkiye’de ayrımcılık yapmadan beraber yaşayabilmek.

(Konu hakkında geniş bilgi edinmek istiyorsanız ZİYA ÇAĞLI’nın “ TRAKYA’NIN TARİHİ KURTULUŞ GERÇEĞİ” kitabını okuyabilirsiniz)