SEÇİMLER YAKLAŞIRKEN

 

YÖNETİM VE SİYASET VAZGEÇİLEMİYECEK BİR MESLEK Mİ?

 

2018 yılı her ne kadar kendi içinde ve yaşanacak olaylarla değerlendirilecek olursa olsun, 2019 yılını da etkileyecek ve hatta 5 yıllık seçim dönemini de katarsak 2024 yılını kapsayan olaylara gebe. Ülkemiz hızla 2019 yılında yapılacak olan yerel ve genel seçimlere ve hatta yapılması muhtemel başkanlık seçimlerine hazırlanıyor. Partilerimiz hızla seçim atmosferine girmiş gibi yönetim yapılanmasına gidiyorlar. 2017 yılı sonlarında ve 2018 yılında yapılacak olan parti içi seçimlerde seçilecek olan yöneticiler 5 yıl için yerel ve genel de ülkeyi yönetecek kişileri seçecekler. Milyonların kaderi bu yöneticilerin elinde olacak. Bugünün siyasi trendi şimdiden şekillendi “SEÇ BENİ SEÇEYİM SENİ”.

Halbuki demokrasinin tarifini yaparken ne diyorduk ? “ HALKIN KENDİ KENDİNİ YÖNETMESİ”. Evet, halk eski Yunandan beri kendi kendini yönetiyor ve buna biz demokrasi diyoruz. Önce hukuksal demokrasi ile başlayan yolculuk, iktidar gücünü ele geçirenlerce kolay kolay sahibi olan halka zamanında geri verilmeyince karşımıza “OTORİTER DEMOKRASİ “ kavramı çıktı. İnsanlar bu acı tecrübeyi büyük kayıplarla atlattı ve sonunda herkesin üzerinde mutabık olduğu “KATILIMCI DEMOKRASİYİ” tanıdık.

Yönetim modeli olarak demokrasiyi benimsemiş tüm ülkelerde  katılımcı demokrasi denilince aklımıza tek şey gelir;  toplumun her kesimini ilgilendiren kararlarda ve bu kararların alınış sürecinde bireylerin bu sürece katılımıdır. Teori ve kitaplarda böyle yazar ama, uygulamada süreç nasıl işler?  Partilerimizin çok değerli ve bizim için her şeyin en iyi ve doğrusunu düşünen yöneticilerimiz, önümüze bir seçenek koyar adayımız bu, bu kişiye oy vereceksiniz. İster kabul et, ister etme, Elveda Rumeli Dizisinde Sütçü Ramiz Aganın dediği gibi “O KA…” Hatta bazı parti büyüklerimiz fazla itirazı olanlara “ TIPIŞ TIPIŞ GİDECELKSİNİZ” diyerek yürüyüş şeklimizi bile tarif eder. Koşmak yok, durmak yok, tıpış tıpış.

Katılımcı demokrasiden amacımız  yönetilenlerin sadece seçim dönemlerinde değil, her zaman ve toplumu ilgilendiren her konuda karar süreçlerine aktif olarak katılmalarını sağlamaktır. Burada katılımın amacı geçen süreçler içinde siyaseti ve yönetimi etkilemektir. Ama bu durumda etkile etkileyebilirsen. Önüne bir aday konuluyor ve yönetilenlere bunu seçeceksin deniyor. Burada geniş kitlelerin tartışarak ve üzerinde hemfikir olduğu kişi değil, kapalı kapılar ardında ve “SEÇ BENİ SEÇEYİM SENİ” geleneğinin devamı olan kişiler ön plana çıkıyor. Gelişmiş demokrasiler bu olaya “LİDER EGEMONYASI” diyor, ama bizim Lidelerimiz bizi bizden fazla düşündükleri için ve çok sevildikleri için “LİDER NE DERSE O OLUR” felsefesi hala etkinliğini sürdürüyor.

Genelde çeşitli fikir ve düşüncelere sahi.p olan bir seçmen kitlesinin karşına yapacaklarını özetleyen plan ve projeler ile çıkması gereken yönetmeye aday yöneticiler, her ne hikmetse kendi fikir yapısına sahip olan partililerinin bile karşısına çıkmaya cesaret edemiyorlar. Bu işleri düzenleyen ve adına kısaca “ ÖN SEÇİM “ denilen ve yalnızca o partinin seçmenlerini ilgilendiren bir seçimden bile kaçanlar, diğer seçmenlerin karşısına daha cesaretle çıkıyorlar, neden acaba ?. Neden çok basit, listenin başına kondun mu, partili seçmenlerin oyları çantada keklik.

Siyasetimizde son zamanlarda uygulanan bu “ATAMA SİSTEMİ” demokrasimizin en büyük ayıbı. Siyasal gelişmemizin karşısında en büyük engel olan bu haksız uygulama, gerçekten bu görevleri hak edenlerin değil, birilerine yarananların seçilmesini kolaylaştırıyor ve zaman içinde hak etmeyenlerin işgal ettiği siyasi makamlar bu tür kişilerin mesleği haline geliyor.

SİYASET BİR MESLEK HALİNE Mİ GELİYOR ?

 

MUSTAFA KARACA

 

Faydalanılan Kaynaklar :

1- Demokratik Yerel Yönetimin Temel İlkeleri- Erdal Bayrakçı

2- Kamu Sektöründe İyi Yönetim İlkeleri- Coşkun Can Aktan& Hilmi Çoban

3- Kent Yönetimi- Cevat Gerey