SEREZ ÇARŞISI- BEDREDDİN DESTANI

15 Ağustos 2016   Pazartesi     (2.Gün 😉

 

 

 

 

Sabah programımızda Serez ve Çarşısını gezmek var. Akşam sabahlara kadar süren eğlenceden yorgun olanlar, öğleye kadar kalkamaz, öğleden sonra saat 12- 16 arası siyesta olduğu için zaten kimse kalmaz diye düşünüp Serez’ e doğru yola çıkmak üzere erken uyandık Ancak Paraşkeva’ nın eşi bizden önce davranıp misafirler kahvaltı etmeden yola çıkmasın diye düşünmüş olacak ki, kalktığımızda kahvaltımız hazırdı. O yaşta bir insanın bizden evvel kalkıp, bize kahvaltı hazırlaması beni çok duygulandırdı. Paraşkeva’ ya bir defa daha saygı duydum.

 

 

 

 

SEREZ ve Şeyh BEDREDDİN.

 

Yortunun yorgunluğuna, siesta eklenince saat 16.00 ya kadar Serez’ in sokakları bize kaldı. Nazım Hikmet’ in Şeyh Bedreddin Destanında söylediği gibi, Serez Çarşısı sessiz, Serez Çarşısı kör ve sağır. Kapmış bütün dükkanlarını bizi görmek istemiyor. Ne hediyelik eşya almak için, ne de öğle yemeği yemek için açık bir dükkan bulmak mümkün değil. Öğleye doğru kahveler açılıp biraz kıpırdanma başladı.

Hazır Serez’ i böyle boş bulmuşken Şeyh Bedreddin’ in idam edildiği bakırcı dükkanının karşısındaki, eski bedestenin önündeki çınar ağacını da görelim dedik.

 

 

 

Araya araya nihayet eski bedesteni bulduk. Aynen anlatıldığı gibi bedestenin önünde bir çınar ağacı karşısında Osmanlıdan kalma Serez çarşısı. Bakırcı dükkanı olduğunu tahmin ettiğimiz yer şimdi olmuş kafeterya. Kafeterya’ ya Bakırcı dükkanı niyetine oturup, karşımıza da Bedesten ve çınar ağacını alıp kahvemizi yudumlamaya başladık. Acaba bakırcı dükkanında oturanlar da öyle mi yaptı diye düşündük. Ama öyle olsa idi, Serez çarşısı yüzünü kapatıp, sessiz otururmuy du. Orasını bilemeyiz artık, ama 600 yıl geriye gittik gerçekten.

Eski bedesten şimdi olmuş müze. Müzeye giriş serbest fakat fotoğraf çekmek yasak. Bizim Kırklareli Arastasını anımsatıyor. Müze olduğu için tek bir giriş kapısı bırakılıp, diğer kapı iptal edilmiş, eski kapı hala yerinde duruyor. Belki o günlerin anısı o kapıda gizlidir. Serez’ e gelip, eski bedesteni bulup, bakırcı dükkanının karşısına geçip te Nazım Hikmet’ in Şeyh Bedreddin Destanından bir bölüm okumadan gitmek olur mu. Bizde öyle yaptık ve şiirimizi okuduk.

 

Yağmur çiseliyor

Serez’ in esnaf çarşısında

Bir bakırcı dükkanının karşısında

Bedreddinim bir ağaca asılı

Yağmur çiseliyor

Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir

Ve yağmurda ıslanan

Yapraksız bir dalda sallanan

Şeyhimin çıplak etidir.

 

Yağmur çiseliyor

Serez çarşısı dilsiz

Serez çarşısı kör

Havada konuşamamanın, görmemenin

Kahrolası hüznü

Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü

Yağmur çiseliyor.

 

 

 

 

Gelen geçenler önce merakla ne yapıyor bu adamlar diye dönüp baktı, şiir okunduğunu görünce ilgileri değişti ve şiiri sonuna kadar dinlediler, bir şey anlamasalar da.

 

 

 

 

 

 

DRAMALI HASAN

 

Akşam’ a uzun saatler var. Hazır vaktimiz var iken birde Drama’yı gezelim diyerek Serez’ e ve Bedreddin’ in idam edildiği Serez çarşısına veda ettik. Drama’ ya gidip Dramalı Hasan’ ın köprüsünden geçmeden, Rodopların tepesinden Dramayı seyredip, çeşmesinden soğuk sular içmeden Dramaya gittim demek olurmu ?. Elbette olmadı ve biz Dramalı Hasan’ ın geçtiği yerlerden geçerek tarihi yaşamaya çalıştık. Ancak 100 yıl gecikmeli gittiğimiz için Dramalı Hasan’ a rastlayamadık. “ Dramanın içinde kurarlar Pazar- Kızlara yakışır şal ile şalvar” türküsünü hatırlayıp Pazar yerini görelim dedik. Ancak Drama o kadar değişmiş ve yenilenmiş ki eminim Dramalıı Hasan kalkıp gelse evini zor bulur. Güzel bir restoran bulup karnımızı doyuralım dedik. Ancak et sorunu var. Menüden Rind fleisch ( sığır eti ) bölümünü görünce ısmarlayalım dedik. Gele gele karşımıza pastırmalı yumurta geldi.

 

 

 

 

 

Akşam için tekrar Nea Petra’ ya Paraşkeva’ nın evine doğru yola çıktık. Eve geldiğimizde akşam güneşi batmak üzere idi. Yavaş yavaş Rodop dağlarındaki köylerin ışıkları belli olmaya başladı. Aklımıza “ Elveda Rumeli “ dizisindeki Rodoplarda yakılan Türk köylerinin görüntüleri eldi. Ne hayatlar yaşanıp, nice insanlarımızı bir hiç uğruna buralarda bırakmışız. Bu akşam Rodoplar yine yanıyor ama, bu defa dostluk ve barış ateşleri ile.

Akşam köyde eğlence devam ediyor. İnsanlar doyasıya eğlenmeye ve mutlu olmaya o kadar razı ki, emperyalizmin hırslı kazanç dünyası onların umurlarında değil. Ailesi ile güzel bir gün geçirip, akşam eğlenip huzur içinde evine gitmek en büyük zenginlik ve mutluluk. Bunun için mutlaka ve mutlaka barış içinde yaşamak gerekiyor.

Bu gezimizde Rodoplar’ ın eteğindeki küçük köyde yakmaya çalıştığımız dostluk ve barış ateşi örnek olur ve kalpleri dostluk ve barış için atan insanların da desteği ile büyür ve kabul görür. Kırklareli Kayalı köyü, eski köylülerini misafir etmekten mutlu olacaktır. Bedre’ li adı ister Petra, ister Kayalı olsun nereye giderse gitsin farkını belli etmeye çalışır.

MUSTAFA KARACA