SEREZ NEA PETRA ( Yeni Bedre ) KÖYÜNDE 14-15 Ağustos -1

 

 

 

 

 

 

 

14 Ağustos 2016  Pazar ,1.gün ;

 

Bu yıl 14-15 Ağustos günleri Serez’ in NEA PETRA ( Yeni Bedre ) köyüne ziyarete gittik. Gezinin amacı, anlam ve önemi bizim açımızdan ( davetliler olarak ) ve davet edenler açısından farklı olmasına rağmen her iki taraf için değerli idi.

Önce Nea Petra köyünü tanıyalım. Bu köy 1922 mübadelesinde Kırklareli Bedre köyünden gidenler tarafından kurulmuş bir Rum köyü. Bir Rum köyünde ve 14-15 ağustos yortusunda ne işiniz vardı derseniz eğer, onu da anlatalım.

Nea Petra’ ya Kırklareli’ den mübadele ile gidenler yüzlerce yıl beraber yaşadıkları komşularını ve köydeki anılarını unutamazlar. Gittikleri 1922 yılında beri her yıl 14-15 Ağustos günlerinin tıpkı Kırklareli Bedre köyünde olduğu gibi eğlenceler ile panayır havasında anarlar. 2014 yılında toplanan köyün yaşlıları ölmeden önce doğdukları ve yıllarca yaşadıkları köylerini ve evlerini son bir defa görmek için Kırklareli’ ni ziyaret ederler. Köyün en yaşlısı konumunda KARALEKSİ PARAŞKEVA ( 97 yaşında ) köyünde doğduğu ve yaşadığı evini görmek için köy sakinlerinden Gökhan Uyanık ile tanışır. Çünkü Paraşkeva’ nın evi şimdi onlardadır.

 

 

 

 

 

Kayalı köylüleri gelen eski köylülerini çok iyi misafir ederler. Anılar tazelenir ve gelenler güzel anılar ile köylerine dönerler. O, günlerden ne kalmıştır derseniz eğer, köyde 100 yıl önce bulunan iki kılisenin duvarları bile kalmamış, oturulan evler ise yıkılmış harabe gibi duruyorlar ve taşları zamana direniyor. Çünkü köyde yeni yapılaşmalar oldukça bina temellerinin taş ihtiyacı eski evlerden sökülerek karşılanır. Yeni yapılan okul binasının taş ihtiyacı ise kıliselerin taşları sökülerek karşılanır. Neyse bunlar hepsi unutulup mazide kalmıştır. Güzel olan o yıllarda 3 yaşında köyünden ayrılan Paraşkeva hala hayattadır, Yunanistan Bleçan köyünden 5 yaşında gelen Ayşe Nine de hayattadır. (Ayşe Nineyi 15 gün önce kaybettik.)

Sarantalı Köylüm Gazetesinde yazmış olduğum Polos Beldesi ve köyleri araştırma yazımda Petra köyünü ancak 3 sayıda yazabilmiştim. Yazılacak o kadar çok önemli bilgi ve anı var ki, yazdıkça arkası geliyor. Kırklareli tarihini ve köylerini tanımamakta ve okumamakta hala zamana direniyor ama, gidenler için öyle değil. Bugünün teknoloji dünyasında internet ortamında yazılan her yazı anında dünyanın her tarafında okunuyor. Eski ismi PETRA, 1930 yıllardan sonra BEDRE ve nihayet son olarak yeni isim düzenlemeleri ile 1970 li yıllardan sonra KAYALI olan isimler köyün tarihini ve geçmişini pek ilgilendirmiyor. Mübadele ile gidenler köylerini ve mallarını götüremese de anılarını ve isimlerini almış gitmişler. Bizimkilerde gelirken öyle yapmış anılar ve isimler beraber gelebilmiş.

Gökhan Uyanık oralardan gelen dedesinin hikayesini “ RODOPLARDA SON SOLUK “ isimli kitap ile ölümsüzleştirdi. Biz de Sarantalı Köylüm Gazetesi ile Bedre’ nin hikayesini “ PETRA-BEDRE-KAYALI “ yazıları ile ölümsüzleştirdik. Gazete ABD, Avrupa ve Dünya’ nın dört tarafına dağılmış Petralılar tarafından ilgi ile izlendi. Kısaca özetlemeye çalıştığımız bu sebeplerden dolayı 2 günlük bir ziyaret için NEA PETRA köyüne gittik.

97 yaşında sağlıklı, hafızası yerinde ve yaşlılığı kabul etmeyen Paraşkeva’ nın evinde iki gece konuk olduk. Paraşkeva “ Biz, Bedreliyiz, hadi yeni ismi ile söyleyelim, Kayalı Köylüyüz, yani köyümüz gibi Kaya gibiyiz, ne yaşlanır, ne hastalanır, ne de ölürüz”  diye espri yapıyor.

Bedre’ den Yunanistan’ a gidenler muhacır olarak kolay kabul görmezler. İlk zamanlar ciddi sıkıntılar yaşanır. Nasıl Türkiye’ ye gelenler muhacır olarak kolay kabul görmedi ise ayni sorunlar orada da yaşanır. 3 Yaşında bir çocuk ile gelen Paraşkeva ailesi ciddi sıkıntılar yaşar. Geldikleri köylüleri yunanca bilmedikleri için onları kabul etmek istemezler. Onlar da bu duruma kızarak yeni bir köy kurarlar. İşte bu sebepten köyün adı “ NEA PETRA “ olur. Onlara inat eski köylerinin adını yaşatırlar. Köyün kuruluşu ve yeni yaşam o kadar kolay olmaz. Kadın, çocuk hep birlikte çalışılır ve zor günler aşılır. İşte bu sebepten Paraşkeva ailesinin köyde büyük bir hatır ve saygısı vardır.

Karaleksi Paraşkeva’ da ilginç bir insan. Bahçesinin bir köşesinde Av Tanrıçasının bir heykeli var. Gençliğinde ava çıkmadan önce onun önünde mum yakıp, avın başarılı olması için dua edermiş.

Karaleksi Paraşkeva’ nın evinde bir başka köşe ise ölen eşi için ayrılmış. Her akşam onun ruhuna mum yakıp dua ediyor. Mum yakma işini de yeni eşi ( yeni dediysek 40 yıllık eşi ) MİTKA yapıyor. Bahçenin bir bölümü ise sebze bahçesi olarak ayrılmış. Domates, biber, soğan ihtiyaç için her şey ekilmiş.

Yortu başlamadan önce bütün köy kadın erkek, çocuk ayrımı yapılmaksızın kılisede toplanıp dualar etti. Kılıse çıkışında ise bando eşliğinde köy dolaşıldı ve bağlar kutsandı. Köyün her evinde 2-3 dönüm mutlaka bağ ve sebze, meyve için ayrılmış bir bölüm bulunuyor. Köylüler üzümünü, şarabını, pekmezini ve kışlık turşu gibi ihtiyaçlarını bu bağlardan karşılıyorlar. Bizim köylerimize ekmek ve yumurtanın dahi şehirden marketlerden alındığını hatırlarsak aradaki farkı ve yaşadığımız sıkıntıları daha iyi anlarız.

Güneş’ in Rodop Dağları üzerindeki muhteşem batışını izledikten sonra eğlenceler başladı. Sabaha kadar devam eden eğlencelerde türküler söylenip dans edildi. Kimsenin de hani öyle ünlü bir sanatçı gelsin, o söylesin, biz küp gibi oturup dinleyelim gibi bir derdi yoktu. Hep birlikte şarkılar söylendi, hep birlikte hora çekildi. Müzik devam ederken bazen Kırklareli’ ne gider gibi olduk. 9/ 8 lik ritimlerde o kadar çok birlikteliğimiz varmış ki, hiç yabancılık çekmedik. Ancak bazen Karadeniz havaları ve kemençe sesini duydukça garipsedik ama, Karadeniz’ den Giresun, Samsun Bafra dan gelenler o kadar çok ki, sanki Trakya müziği ve Karadeniz müziği rekabeti yaşadık.

 

 

 

 

 

 

 

Eğlenceler bitmesine rağmen sohbet bitmiyordu. Sıla özleminin, doğduğu yerleri hatırlamanın insan üzerindeki etkilerini şimdiye kadar böylesine duygusal hissetmemiştim. Bizden başka köylerinden gelen misafir olmadığı için herkese bir şeyler sorabilmek için iki gece daha gerekiyordu. En sonunda Ev sahibimiz son noktayı koymak zorunda kaldı. “ Ab yeter, adamları rahat bırakın. Uzun yoldan geldiler” deyince, bir Petralı “abe bırak azıcık, köyümüzü soralım, iki adım yoldan geldiler “ diyerek itiraz etti ama, 97 lik Paraşkeva’ ya karşı konuşmak ne kelime. Paraşkeva köyün canlı tarihi ve eski muhtarı ve babaları köyün ilk kurucuları. Gereken saygıyı tarihi kişiliği yanında kendi duruşu ile de hak ediyor.

 

 

 

 

 

 

 

Nea Petralılar bize 14 ağustos yortusundan pek bahsetmedi ama biz merak edip biraz inceleyip okurlarımıza kısa bir bilgi sunalım istedik. Agos Gazetesine verdiği röportajda Başrahip Zakeas Ohanyan yortunun anlamını şöyle anlatmış ;

Bu yortunun özü, Aziz Bakire Meryem’in göğe alınışıdır. Meryem Ana, oğlu İsa Mesih gibi ölmüş, dirilmiş ve göğe yükselmiş değildir. Yani söz konusu olan, Meryem Ana’nın dirilişi değil, ölmüş bedeninin mezarından alınarak Tanrı’nın Krallığı’na götürülmesidir. İşte biz bunu kutluyoruz.

İsa Mesih göğe çekildikten sonra, öğrencileri ve ilk Hıristiyanlar, Meryem Ana’nın önderliğinde toplanıyorlardı. İsa Mesih fiziksel olarak kilisede olmadığından, öğrenciler ve ilk Hıristiyanlar için Meryem Ana’nın sesini duymak, onunla dua etmek, onun yakınında bulunmak, İsa Mesih’le birlikte olmak gibi bir şeydi.

Elçisel imanımıza göre, Meryem Ana sadece İsa Mesih’in değil, vaftiz olmuş tüm Hıristiyanların da annesidir. İsa Mesih, Haç’ın üzerinde, annesi Meryem Ana’yı en çok güvendiği öğrencisi Yuhanna’ya teslim etmişti ve dolayısıyla, İsa Mesih göğe çekildikten sonra Meryem Ana’yı hep Yuhanna korudu. Meryem Ana çok uzun bir süre Kudüs’teki kilisenin başında oldu ve ileri bir yaşta hayatını kaybetti. Havariler ve ilk Hıristiyanlar Meryem Ana’yı çok büyük bir üzüntüyle, Getsemani bahçesinde mezara koydular. Meryem Ana mezara konurken, öğrencilerden biri başka bir yere İncil’i vaaz etmeye gitmişti. Meryem Ana gömüldükten tam üç gün sonra geri dönen Bartholemeos, bu kötü haber üzerine çok üzülerek, Meryem Ana’nın yüzünü son bir kez görmek istedi. Mezarı açtıklarında mezarın bomboş olduğunu gördüler. O esnada Kutsal Ruh göründü; Allah’ın ruhu, öğrencilerin yüreğine konuştu ve öğrenciler o gün İsa Mesih’in gökten inerek annesinin cansız bedenini Tanrı’nın Krallığı’na çıkardığını anladı.

‘Meryem Ana bereketi simgeliyor’

Başrahip, bu yortuyla üzümün bağlantısını şöyle anlatıyor: “Meryem Ana dünyaya en güzel meyveyi, bütün insanları kutsayan bir meyve olan İsa Mesih’i verdi. Üzüm şaraba dönüşüyor, şarap da bizim için İsa Mesih’in kanını temsil ediyor. Üzümden şarap yapıldığı ve bunu Badarak’ta kullandığımız için, üzüm Hıristiyanlar için özel bir meyve oldu. Meryem Ana bizim için bereketi simgeliyor; o yüzden, Meryem Ana Yortusu’nda bizim için en anlamlı meyve olan üzümü kutsuyor ve yiyoruz. O güne dek üzüm orucu tutuyoruz. Üzüm orucu çok köklü ve halk olarak benimsediğimiz bir şey. Mesele üzüm yiyip yememek değil; önemi, bunu hep beraber yapmamızdan kaynaklanıyor. Ama bu bir üzüm bayramı değildir. Üzüm burada sadece simgesel bir araçtır. Badarak’tan sonra üzümler, ruhani önderler tarafından kutsanır ve dolayısıyla bütün üzüm bağları da kutsanmış sayılır.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Böylece günün anlam ve önemini, üzümün neden kutsanmış meyve olduğunu öğrenmiş olduk

MUSTAFA KARACA
14.08.2016 SEREZ