Soğucaklı Musa

Kırkseder Şairler Gurubu’nun Kırklareli İl Halk Kütüphanesi’nde her ayın ilk Cumartesi günleri düzenlemiş olduğu şiir dinletilerine Vize Soğucak Köyü’nden katılan 1931 doğumlu 80 yaşında bir şair dikkatimizi çekiyordu.

Kırklareli Merkezde oturup, hele Kütüphane karşısındaki kahvede zaman geçiren şiir meraklısı emeklileri tanıyınca, 47 km uzaktan gelen Musa İpek’in bu cefakar tavrı hepimizin takdirini kazanıyordu.

Ağustos toplantısında derneğin 75 yaşını aşmış üyelerine vermek için düzenlediği toplantıya gelen Musa İpek’ in yayınlamış iki şiir kitabı olduğunu öğrenince takdir ve ilgimiz daha arttı. Musa İpek’ i köyünde ziyaret etmek için 04.09.2011 Pazar günü Soğucak Köyü’ne gittik.

Köy kahvesinin önünde dört tekerlekli bir mini motor dikkatimizi çekti. Köy’ ün gençleri herhalde yeniliklere ve motorlara meraklı diye düşünmüştük. Motor’ a Musa İpek binince bir defa daha takdir ettik.

Musa İpek köyün sınırlı şartları içinde yetişmiş, şiiri kendini ifade etme aracı olarak tanımlayan, köy kökenli bir şair. 1931 yılında Vize ilçemizin SOĞUCAK KÖYÜ’nde doğmuş. İlkokula başladığı 1938 yılında  II.Dünya Savaş’ı çıkmış. Savaş nedeniyle öğrenimi aksadı ise de zorluklarla tamamlanmış. 1958 yılında Demirköy Orman İşletme Müdürlüğü’ nde başlayan devlet hizmeti, 1968 yılında Tekirdağ Cumhuriyet Savcılığı Hazırlık masası zabıt katipliği ve 1985 yılında Saray Endüstri Meslek Lisesi memurluğu ile son bulmuş. Emekli olduktan sonra da uzun yıllar kooperatif ve derneklerde görev alarak köyüne hizmet etmiş.

Hatıraları arasında 1938 yılında Atatürk’ün öldüğü günü hiç unutmamış.” O gün sınıfta ders için toplanmıştık. Öğretmenimiz kapıdan göründü ve hemen geri döndü. Gözleri yaşlı ağlıyordu. Tekrar sınıfa girince, “Çocuklar ATATÜRK’ümüz ölmüş” dedi ve tekrar ağlamaya başladı. Bütün sınıf gibi bende ağlamaya başladım. “Her 10 Kasım günü hala ağlarım” diye o günü gözleri yaşlı anlatıyor.

Musa İpek, “Size bir sürprizim var” diyerek evine davet etti. Evinin bahçesine diktiği bir direğe asılı Türk Bayrağı dikkatimizi çekti. “Resmi bayramlarda evime Türk Bayrağı asarım. 30 Ağustos Zafer Bayramı için astığım bayrağı indirmek için sizi bekledim” dedi ve kendi düzenlediği tören ile bayrağı, bir daha ki bayram’a kadar (29 Ekim) saklamak üzere öptü ve göğsünde sakladı.

Gezimizde bize eşlik eden, Poyralı Köyü doğumlu Araştırmacı-Yazar Nazif Karaçam ile köylüler ile sohbet etmek üzere muhtarlık binasına gittik. Ancak biraz fazla oyalandık galiba, muhtar bizi uzun süre beklemiş, haklı olarak geç kaldınız diyerek sitem etti.

Köyün ismi Trakya’nın sert kışlarından etkilenmiş olacak, soğuk ile ilgili. Trakya’da havalar nasıl diye sorulduğunda “biraz soğucak gibi” derler. Hani ne soğuk, ne sıcak, soğucak. Rum nüfusun yoğun olduğu zamanlarda “ SOĞUKSU” olarak anılırmış. Ormandan gelen buz gibi soğuk sular, ismini bu köye vermiş. Son zamanlara kadar 5 kurnası olan çeşmeden buz gibi soğuk sular akıyormuş. 5 kurnalı soğuk su köye çok gelmiş olacak ki, her kurnadan akan suyu, başka bir köye yönlendirmiş yetkililer. “Su bu duruma küstü” diyor köylüler. Biraz da kuraklığın etkisi ile, su eski gücünde akmaz olmuş.

Köyün bir başka su olayı da “DAVALI SU” dedikleri, SERGEN KÖYÜ ile Soğucak Köyü arasında paylaşılamayan kaynak yüzünden. Soğucak Köy merasında kalan kaynaklara, Sergen köylüleri de sahip çıkmak isteyince, iki köy davalık olmuş. Dava yıllardır bitmemiş. Klasik Türk Mahkemesi gibi, birkaç nesil süreceğe benziyor. Kaynağın eski ismi unutulmuş ve “ DAVALI SU “ adı ile anılmaya başlamış.

Köy’ün içinden geçen dere içinde akan 3 kurnalı bir çeşme dikkatimizi çekiyor. Çeşme önceleri, Köy kenarında kullanılan bir çeşme imiş. Ancak son sel baskınında köy sular altında kalınca koruma amaçlı set yapılmış ve dere taşkınları önlemek için duvarlar yüksek tutulmuş. Bu arada üç kurnalı çeşmeye kıyamamışlar ve çeşmeyi duvarın içinde bırakmışlar. Dere yatağı henüz temizlenmediği için sel sularının getirdiği atıklar dere yatağında duruyor. Umarız köyün güzelliğine yakışmayan bu manzara kısa sürede temizlenir.

Köy’ ün tarihi Traklar’ dan izler taşıyor. Köy’ e girişte sol tarafta bulunan kayalar görkemli görüntüleri ile peribacaları’ nı andırıyor. Dere’ nin sağ tarafında bulunan mağaralar ise bugün hayvan sığınağı olarak kullanılıyor.

Traklar’ dan kalan mezarlar define arayıcıları tarafından tahrip edilmiş. Yıllarca Trakya’ nın sert rüzgarları’na direnen kayalar gemi biçiminde yontulmuş gibi görüntü verdiğinden adını “GEMİ KAYA “ koymuşlar. Kalıntılar arasında bulunan AYİN YERİ ve ADAK ÇUKURU, yılların izlerini taşıyor. Kim bilir ne ayinler yapılıp, kimlere ne adaklar kurban edildi?

Köy’ün meşhur yemeği KAÇAMAK yemek kısmet olmadı. Muhtar Osman Çalın ile geç buluştuğumuz için bu şansımızı bir daha ki buluşmaya bıraktık. Muhtar “ bir dahaki gelişinizde daha erken gelin, daha çok sohbet etmeğe, Pomak fıkraları anlatmaya ve kaçamak yemeye vaktimiz kalsın” diyerek bizi uğurladı. Nazif Karaçam ile köyden yetişmiş bir şairi kendi köyünde, köylülerinin arasında ziyaret etmenin mutluluğunu paylaşarak köy’ e veda ettik.

Köy vatan uğruna hizmet verirken şehit olan evlatlarını unutmamış. Piyade er Rıdvan Erel, Piyade Çavuş Mustafa Oruç ve polis memuru Hayrettin Yesin adına etrafı mozaiklerle süslü mermer bir çeşme yaptırmış. Hayrettin Yesin ismi ayrıca Kırklareli Merkez Yayla Karakol’ una verilmiştir. Karakol’ un ismi Şehit Polis Hayrettin Yesin Polis Karakol’ u olarak değişmiştir.