Spor ve Nostalji – 4 – Çiço Recep

193

Spor ve Nostalji yazılarımızın bu ay konuğu olan Recep Karakaya (Çiço Recep)  hayatını spora adamış, bir çok spor dakında forma giymiş, ter akıtmış, örnek olmuş, eskilerin deyimiyle “Şahsına Münhasır” bir spor duayenidir.

Babası Mahmut Bey Makedonya’nın Ohri kasabasında, annesi …. Hanım Gümülcüne’de doğmuştur. Balkan Savaşları sonucunda zor koşullarda Kırklareli’ne yerleşen Karakaya Ailesi daha sonra Mahmut Bey’in Emniyet Teşkilatı’ndaki görevi gereği yurdun bir çok yerinde görev yapmıştır.

Recep Karakaya, 1922 yılında Giresun’da doğmuş, 5-6 yaşlarında Kırklareli’ne gelmiş ve ilk okulu Kocahıdır İlkokulu’nda başlamış, babasının Belediye’nin karşısında açtığı fırında çalışmış, kendi ifadesiyle “okul-futbol-fırın”  üçgeninde mutlu bir çocukluk yaşamıştır.

Çiço Recep ile 1982 yılında tanıştım. Elinde II. Dünya Savaşı’ndan kalmış! bir futbol topuyla antrenman sahasında Kaleci Hurşit’i çalıştırı-yordu. 60’lı yaşlarda olmasına karşın toplara mükemmel vuruyor, topu istediği yere atıyordu.

İmam Hatip Lisesi futbol takımını çalıştırıyordum. Öğrencilerime kendisini tanıttım. Ama hata ettiğimi geç anladım. Çünkü yaşam öyküsünü; Başakspor’dan başlayıp, Alpullu Şekerspor, Fenerbahçe (1943), Turhal Şekerspor sıralamasıyla yaklaşık 25 dakikada kısaca özetledi! Eşofmanından çıkardığı Fenerbahçe resmiyle tüm anlatılanların üzerine adeta imza attı.

Benim antrenmanım onun olmuştu. Toplara nasıl vurulur, kafa topuna nasıl çıkılır, göğüs stopu nasıl yapılır, özellikle penaltı atılırken nelere dikkat edilir gibi futbolun inceliklerini ders niteliğinde öğrencilerime aktardı.

14 Nisan 1997’ye, ölümüne dek birçok birlikteliğimiz oldu.

Çiço Recep’in futbol anılarından çok daha önemli bir söyleşimizi nakletmek istiyorum. 21 Aralık 1930 tarihinin onun için ne kadar anlamlı olduğunu onu dinledikten sonra anladım. Atatürk’ün Kırklareli’ne geliş sürecinde İstas-yon’daki karşılama törenini, bekleme heyecanını, Atatürk’ü gördükten sonraki sevinç ve coşkusunu gözleri dolarak, o günleri yeniden yaşarcasına anlattı. Atatürk hayranı ve Cumhuriyet sevdalısıydı.

Recep Karakaya ile ilgili araştırma yaparken bir çok kişiyle konuştum. En net bilgileri oğlu Güner Karakaya’dan aldım. Bana aile fotoğraf arşivini açtı. Yüzlerce resim arasından seçtiklerimin bir kısmını sizlere sunabiliyorum. İlerde bir fotoğraf sergisi açarsam, tümünü gün ışığına çıkarmak istiyorum.

Yaşam öyküsüne ilk okuldan sonra bir kez daha girersek; ortaokulu Yayla Mahallesi’nde bulunan eski lise Vali Faik Üstün binasında okuduğunu öğrendim. Benim de orta öğretim hayatımın iki yılının geçtiği bu tarihi binanın yandığı günü anımsıyorum. Anılarıyla birlikte koskoca bir bina gözlerimin önünde yok oldu. Hemen ertesi gün zamanın Valisi ve Milli Eğitim Müdürü açıklama yapmıştı.  Kısa sürede bu  tarihi bina tamir edilecek, restore edilecek hizmete sunulacaktı. Heyhat! O günden bu    zamana dek aylar, yıllar geçti. Hala bir tek kazma darbesi vurulmadı.

Nereden nereye geçtik. Bunları da anlatmamız lazım diye düşünüyorum. Her insanın yaşam öyküsü yaşadığı yer ve zamanla özdeşleşir. Birbirinden soyutlanamaz. Yeter ki, doğduğumuz, doyduğumuz yerlere birşeyler vermek ve katmak amacımızı unutmayalım.

Haydarpaşa Lisesi’nde “Leyli Meccani” (parasız yatılı) okuduğunu, orada tiyatro, hentbol, voleybol, futbol ve atletizmle ilgilendiğini resimlerinden anlıyoruz. Ama anlayamadığım bir şey var. Onu bir türlü çözemiyorum! Haydarpaşa Lisesi’ni o kadar çok sevmiş olmalı ki; okula giriş ve bitiriş tarihleri arasındaki aralık bayağı geniş görünüyor. Ama bunu normal karşılamak gerekir. Çünkü bizim zamanımızda da sporla ilgilenen öğrencilerin okul zamanları uzun sürerdi.

Çiço Recep’le ilgili birçok kişiyle, birçok anıyı paylaştım. Hepsini yazmaya kalksam roman olur diyerek kendisini saygıyla ve rahmetle anıyorum.