İstanbul’un tarihi ve kültürel önemi

Tarihte bir çağ kapatıp, yeni bir çağ başlatan olay şöyle meydana gelmiştir. 1453 yılı başlarında Doğu ROMA imparatorluğu, yani Bizans, İstanbul şehri ile Trakya

yönünde bulunan araziden Çatal Burgaz, Silivri, Ereğli, Vize’ den Karadeniz kıyısında ise Midye ( Kıyıköy ) , bugün Bulgaristan topraklarında kalan Ahtapolu, Burgaz ve bazı yerleşim merkezlerinden ibaret bir hükümetti.

Boğaz’ ın Anadolu yakasıyla Avrupa kıtasında kalan bu toprakların dışındaki yerler Tuna, Yugoslavya, Arnavutluk Osmanlı yönetiminde idi. Şimdiki Yunanistan’ da bazı Batı Romalı beyler ve sülalelerde Osmanlı Devleti’ nin egemenliğini tanımış bulunuyorlardı.

Bizans 1204 yılında meydana gelen 4. Haçlı Ordusu tarafından yağma edildiğinde tüm zenginliğini yitirmişti. Şehirde bulunan heykelleri, dikilitaşları kaplayan ve imparatorların seferlerini betimleyen ( tasvir eden ) bronz levhalara kadar ne varsa tümü paraya çevrilmek için eritilmiş, bazı sanat yapıtları Avrupa’ ya kaçırılmıştı. Haçlıları şehri kuşattıkları sırada çıkan üç büyük yangın sonucu İstanbul’ un yarıdan fazlası yanmış, bu yüzden halkın bir kısmı başka yerlere göç etmişti. Bu sırada şehrin en kalabalık yerleri Haliç ve Sarayburnu tarafıydı. Şehri doğu tarafında kalan büyük arazi parçaları bağlar, bahçeler ve bunların içinde kalan köy tipi evlerle kaplıydı.

Bizans’ ın ticari, sanayi hayatı Venedik, Ceneviz ve İtalyan Cumhuriyetleri’ nin elinde bulunuyordu. Bu ticari rekabet yüzünden imparatorluk bazen hiç istemediği savaşlara katılıyor, kayıplara uğruyordu. Fakat buna rağmen Bizans Türkler tarafından kuşatılmadan önce yine de Akdeniz’ den Karadeniz’ e , Avrupa’ dan Asya’ ya giden ticaretin merkezi durumundaydı. Gezginlerin ( seyyahların ) yazdıkları gibi, doğanın dünyaya hükmetmek ve dünya baş şehri olmak için yarattığı biricik yerdi. Bu özelliği nedeniyle İstanbul’ un önemi büyüktü. Tüm saldırı ve doğal afetlere karşın Bizans bu büyüleyici ününü dünyada korumasını bilmiş. Hıristiyanlığın doğuda en son kalesi, Ortadoksluğun merkezi olması onun var olan önemini arttırıyordu.

Türkler için İstanbul’ un önemi

Bizans İmparatorluğunun başkenti İstanbul’ a Türkler tarafından, Osmanlı yönetimi açısından bakıldığında, iki kıtada, Avrupa ve Asya’ da toprakları bulunan Osmanlı ülkesinin Bizans yüzünden ikiye ayrıldığı, durumun düşmanlar tarafından aleyhimize kullanıldığı görülmektedir.

Osmanlılar Avrupa yakasına geçmek, askeri güçlerini geçirmek istediklerinde İstanbul boğazının Bizans’ ın müttefikleri tarafından tutulduğunu, kapatıldığını görmüştür. Bu yüzden askerlerinin boğazın bir yakasından öbür yakasına geçirilmesinde bir er için bir altın para vermek zorunda kalmıştır. Ayrıca bu askeri zorunluluktan başka, bütün doğdu deniz ticaretinin geçtiği boğazlara egemen olmak suretiyle, bundan yararlanmak, Avrupa ile Asya arasındaki ticareti kontrol altına almakta İstanbul’ un alınması için bir neden oluşturuyordu. Bundan başka İstanbul’ un fethi dini inançlarımız açısından da gerekli görülüyordu. Bu nedenle Fatih Sultan Mehmet’ e kadar İstanbul Yıldırım Bayazıd, Musa Çelebi ve 2. Murat ( 1422) tarafından kuşatılmış, ancak devletin başka sorunları çıkınca bu girişimlerden vazgeçilmiştir.

2. Mehmet ( Fatih ) babasının ölümünden sonra tekrar devletin başına geçtiğinde pek genç yaştaydı. İlk saltanatı sırasında geçen olaylar nedeniyle, genç hükümdar dünya çapında bir hareket yaparak gücünü göstermek istiyordu. Bundan başka saltanatları esnasında öğretmenleri ve yanında bulunan bilginler, devlet adamları Fatih’ i büyük iller yapacak biçimde yetiştirmişlerdi. Fatih’ i yakından tanımak fırsatını bulan yabancıların söyledikleri ve betimledikleri gibi, kendisi büyük düşünceler ve planlarla iş başına gelmişti. İlk hedefi İstanbul’ u fethetmekti.

Fatih ilk tahta çıktığında Konya’ da Karamanoğlu Beyliğinin isyanını bastırmış, Karamanoğlu ile bir barış yapmıştı. Konya’ dan Bursa’ ya dönerken bahşiş almak için ayaklanan yeniçerileri zararsız hale getirmiş, Avrupa devletlerinin kutlamalarını kabul etmiş, özellikle Macarlar ile iyi bir dostluk kurmuştu. Amacı İstanbul’ un kuşatılması sırasında çevreden bir sorun çıkmamasını sağlamaktı. Bu kuşatmadan önce yapılması ve izlenmesi gerek iyi bir siyasetti.