Tarihte Yolculuk – Borusan Holding Ofis Müze Perili Köşk

54
Ofis Müze Borusan Hoşding Perili Köşk
Türkiye’nin ilk Ofis Müzesi
Haftaiçi Ofis haftasonu Müze

Özgün mimarisiyle İstanbul kültür mirasının önde gelen örneklerinden, Rumelihisarı’nın en önemli ve tarihi binalarından biri olan Yusuf Paşa Köşkü’nün yapımına 1910’lu yıllarda başlandı. Yusuf Ziya Paşa o dönemde Mısır Hidiv Abbas Himi Paşa’nın Başyaveri olarak görev yapıyordu. Ancak 1914 yılında Birinci Dünya Savaşının patlaması ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Savaşa girmesi nedeniyle inşaatı yapan ustalar askere alınınca çalışmalar tamamlanamadı.

Yusuf Paşa ikinci eşi Nebiye Hanım ‘ın ilk eşinden olan 3 kızı ile birlikte vefat ettiği tarih olan 3 kızı ile birlikte; vefat ettiği tarih 1926 yılına kadar kökte yaşadı. Yarım kalan inşaat nedeniyle tamamlanamayan ve boş kalan ikinci ve üçüncü katlar yüzünden bina çevrede “perili köşk” diye anılmaya başlandı. Köşk 1993 yılında Gümüşhane’li bir müteahhit’e satıldı. Yapının röleve, restorasyon ve uygulama projeleri 1995-2000 yılları arasında mimar Hakan Kıran tarafından gerçekleştirildi.Cephenin taş ve tuğla kaplaması restorasyon projesine sadık kalınarak tamamlandı. Tuğlalar, İngiltere’den ithal edilerek aslına uygun şekilde 4 ayda tamamlandı. Uygulama projesine göre binanın betonarme imalatında 2800 m3 beton, 350 ton demir kullanıldı. Köşkün dış görünüşü korunurken iç mekanlar modern ve ferah bir iş ortamı sağlayacak şekilde düzenlendi.On katlı yapı, bir yanda Karadeniz, diğer yanda ise Marmara Denizi açılımı görüyor. Faaliyetlerini 19 Şubat 2007’den itibaren Perili Köşk’te sürdüren Borusan Holding köşkü 2030 yıllığına kiraladı.

Bu ilginç binanın önce en üst katına çıktım, sanat eserlerinin arasından boğazı seyrettim.  Binanın içine yönetici ofisine girdim,  sanat eserleri arasında dolaştım burada çalışmanın ne kadar zevkli olduğunu düşündüm.  Duvarlardan başka tavanlara da sanatçı eli değmiş. Rengarenk ışıklandırılmış kablolar sarı, mavi, turuncu, beyaz, yavru ağzı, yeşil renklerle harika bir görüntü oluşturmuş.  Duvarlar da yine gökkuşağı renklerine bürünmüş, 18 kişilik toplantı salonu ve katlar arası inerken tavandan sarkan merdiven başlarında kare içinde yuvarlak ışıklar bir ara mavi yanıyorsa, bir ara sarı, bir ara kırmızı yanıyordu.

7. katta Jim Dine 1935 ABD kırmızı yama adlı 134 x 102 boyutlu taş baskı tabla eseri,  aynı katta bir başka odaya geçiyorum çalışma masası ve arkasında tablo, odada TV, ortada yuvarlak masa ve Bengü Karaduman imzalı sistemdeki masum hata  adını verdiği eseri ile renk katmış ofise. İç içe başka bir odada  duvar panosu  Mirikım 1981 ABD,  Richmond Enerji Santralı 5 edisyondan sanatçı kopyası, yine aynı sanatçının Zeyrek Sarnıcı 114 x 76 cm . Ola Kolehmainen 1964 Finlandiya isimsiz 180 x 230 cm.  bu odanın da tavanına  Beat Zooderer 1955 İsviçre Freski 430 150 ye 10 cm genişliğinde aliminyum üzerine akrilik sarı mavi gibi bir çok rengi kullanarak oluşturulmuş  eser  odaya harika bir görüntü vermiş.  Aynı odada duvarlar Evrim Kavcar Nar/1976 Türkiye 2012 yazılı eser, biraz ilerliyorum salonda masanın arkasında Brigitte Kovanz 1957 Avusturya ait    3 adet aynı boy ayna E . T. C.  İçinde ışıklı harf  aynanın her biri 40 x 45 x 12 cm.  buradan ayrılık rekli ışıklar altında…

6. kata indim. Koridorun tam karşısında masa ve arkasında eser, eser sahibi Beverly Fishman 1955 isimsiz aliminyum üzerine ipek baskı vinil 66 x 46 cm. yine bir oda ve eser, eser sahibi Gerwald Rockenschauh 1952 Avusturya isimsiz 100 x 80 x 5 akrilik kakma.  Koltuğun arkasında Marina Zurkow  1962 ABD 5 video sessiz…. Ve bir oda ki ışıl ışıl Charles Sandison izleyiciyi sürekli değişen bir sözcükler, işaretler evreninin ortasında bırakan ve yerleştirmeleri yaratan mekana özgü, bilgisayarda üretilmiş video projeksiyonlar yaratıyor. Edebiyat ve biyolojiye iç içe geçmiş göndermeler yapan sanatçı, çağdaş bir bakışla anlatı geleneğine bağlı kalarak yeni gramerler  oluşturuyor. Bir yanda hakikat hakkında konuşmanın en doğru yolu öykü anlatmak iken, diğer yanda dijital ortam ifade gücü en yüksek biçime dönüşüyor.

5. kata indim, karşımda  Martin Volde 1957 Austria 2009, plazma camı asal gaz 113 x 50 x 60.5 cam bölmeli çalışma ofisi ve masa arkasında sanki elişi kağıtlarını kesip yapılmış gibi pano duruyor.  Aynı katta birkaç merdiven indim, Nuri Bilge Ceylan 1959 Türkiye ve Kışın Sultanahmet meydanı 38 x 117 cm. fotoğraf, arşiv pigment baskısı .  aynı kat başka bir oda duvarda James Clar 1979 Serbes düşüş/2011 yazıyor ve yine duvar rengarenk florasan lambalar ve ışık filtreleri. Yine aynı sanaçının 64 x 104 x 8 cm pikselleri yanmış LCD TV. Karşımdaki duvara bakıyorum Liam Gıllıck 1964 İngiltere, Yaşanmış bir kırılmanın yokluğundan gelen /2007 Boyalı aliminyum 40 parça 200 x 394 x 15 ebatlarında bir eser.  Yine Nuri Bilge Ceylan’ın eserine rastlıyorum Beyoğlu’nda karlı bir günün fotoğrafına bakıp….

4. kata indim.  Tam karşımda raflar ve üstünde ışıklı kitaplar, Airan Kang 1960 Kore 21 Kitap değişken ölçülerle yerlerini almışlar, birkaç merdiven çıktım duvarda iki parça halinde iki boy ayna yanları ışıklı HANS KOTTER 1966 Almanya. Her biri 200 x 30 x 9 cm. paslanmaz çelik kutu içinde       LED lambalar lazer krom film, uzaktan kumanda….yine aynı sanatçının aynı odadaki eserinin başına geldim. Paslanmaz çelik kutu içinde LED lambalar önce mavi tonlarıydı sonra yeşilin tonlarına dönüştü, sonra pembe kırmızı oldu. Harika bir renk cümbüşüne takılı kaldı gözlerim. İçerideki odaya geçtim Zimdun Fe Lang 1977 – 1974 İsviçre isimsiz ses objeleri , ahşap kutuda 100 adet motor zincirlerle dönüyordu hayretle izledikten sonra oradan uzaklaştım bu kez Gervald Rockenschaub 1952 Avusturya yazan eserin başına geldim 100 x 80 x 5 cm ebatlarında akrilik kakma, aynı sanatçının eserlerini izleyerek yürüdüm.  Binanın içini aydınlatan güneş enerji sistemlerinin yanına geldim. Duvar gösterilerinde oyalandım doğada yaşayan insanları gösteriyor  sistem.

3. kata indim,  Bengü Karaduman 1974 Almanya yazan esere baktım Gece Kutbu /full HD Video , yine aynı sanatçı Orman 4 adını verdiği siyah karton kolajı,  yine müze ofiste turumu sürdürüyorum duvarda çuval ortada küçük TV sandalye dönüyor, çuvala çan, kemer, halka, ipler ve tüyler asılmış, aynı sanatçının eserlerini izlemeye devam ediyorum  karışık malzeme çuval bezi, deniz kabukları, ağaç dalı, kemik, küçük video ekranı,  bu defa 106 x 82 cm siyah karton kolajı , 57,5 x 23 cm siyah beyaz karton kolajı 2 adet idi.

2. ve eserlerin olduğu son kat sayılıyor duvarda kocaman Alp dağları ama anlattıkları çok farklı. Michael Najlar bu iş için özel bir eğitim aldıktan sonra birkaç yıl önce And Dağlarının zirvesine tırmandı ve burada borsa ve piyasa hareketlerine benzer detayların görüntülerine benzer detayların görüntülerini yakaladı.  Çok incelikli rötuşlarla  fotoğrafları borsa değerleri ve tüm borsa işlemlerinin gelişimine oturtacak şekilde düzenleyerek doğal bir imgeyi soyut bir imgeyle harmanladı. İkisini birbirinden ayrıştırmak gerçekten mümkün değil. Diğer duvara bakıyorum uzaktan manzara ama aritmetiği var. Duvarda başka bir hesap dokunmatik olarak ayarlanmış dokunduğunuzda koleksiyoncuları, sanatçıları, sanatçı ya da koleksiyonerleri görebiliyorsunuz. Okuduğum bazı isimler : Sevda Can Elgiz, Rabia Çapa, Saruhan Doğan, Ahmet Merey gibi… Perili köşkün denize bakan tarafına gittim Ayşe Erkmen’in 62 m2 seramik çalışması balkonu süsülüyordu.  Artık müze eserlerinin sonuna geliyordum. Björn Schülke Almanya. Fiberglas, aliminyum ahşap, çelik güneş panelleri, gitar telleri. Daniel Canogur Projektör multimedya sabit disk, 30 videouyu görüp en son duvara ziyaretçilerin hazırladığı ve herkesin dileğini yazdığı duvara göz atıp, dileğimi yazdım….Aslında anlatması çok zordu ne kadar gözler önüne serebildim bilmiyorum aslında derler ya anlatılmaz yaşanır burası da işte öyle yerlerden biriydi.

Tarihte yolculukta bir başka mekanda görüşmek dileğiyle…….