Tarihi yazanlar, tarihi yapanlara sadık kalmazsa…

Tarihçi değiliz, tarihe, tarihi konulara ilgi duyuyoruz. Bu ilgiyi hareket konusu yaparak araştırmalarda bulunuyoruz ve galiba bu araştırmalarda elde ettiğimiz bilgileri tarih yapıyoruz. “Yerel Tarih” böyle ortaya çıkıyor.

Yerel tarih, genel tarihin bir parçasıdır, genel tarihin altyapısını oluşturan bir malzemedir. Bu nedenle yerel tarihin sağlıklı bilgilerle oluşturulup yazılması çok önemlidir.

Tarihi yapanlar cephelerde savaşanlardır. Örneğin Çanakkale’de, Balkan Savaşları’nda, Trablusgarp’da, Galiçya’da, Sarıkamış’ta, İstiklal Savaşı’nda, Kıbrıs’ta savaşanlar tarih yapan insanlardır. “Kahraman” dediğimiz insanlar, tarihi yapanlar onlardır. Bu nedenle tarihi yazanlar, tarihi yapanlara sadakat göstermek, onların bilgilerine sadık kalmak zorundadır. Ancak ne var ki; köylü ağzı ile tarih yazılamayacağı gibi, tarih okumuş olmakla da tarih yazılamaz. Tarihi yapan Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin yaptığı tarihe sadakat göstermek, tarihi yazanlar da söylenenlerin doğruluğunu ortaya koymak zorundadırlar. Bu bakımdan tarih araştırmacılarının araştırmalarında çok dikkatli, çok titiz olmaları, tarihi olayların zamanını, mekanını, sonucunu çok sağlıklı biçimde kaydetmek, gelecek kuşaklara aktarmak mecburiyetindedir.

Bizim insanımızın geçmişi tarihidir. Çünkü o tarihin içinden yürüyerek gelmektedir. Ancak belleğinde (hafızasında) kalan kadar tarihi biliyordur. Tarihi yazanda buna itibar etmek zorundadır. Mustafa Kemal tarih yapan, tarihi yapmış olan bir komutan, bir devlet adamıdır. O bir yerde der ki; “Tarihi yazanlar, tarihi yapanlara sadık kalmazlarsa tarih tarih olmaktan çıkar.” Mustafa Kemal’in bu sözünü mealen yazıyorum. Ancak söz özü itibariyle doğrudur, itibar edilmesinde bir sakınca yoktur.

Son yıllarda ülkemizde Yerel Tarih Araştırmaları bağlamında araştırma yapanlar artmıştır. Bu çalışmalara bir merakla, bir ilgiyle başlamıştır. Tarih yapanları dinleyerek araştırmaya çıkmışlardır. Mesela ben tarihi babam rahmetli Hamit Karaçam’dan dinleyerek araştırmaya başladım. Çünkü benim kuşağım, tarih yapan birkaç kahraman kuşağın çocuklarıyız. Onlar topraklarını, devletini kaybetmek üzere olan 600 yıllık bir imparatorluğu kurtarmak için savaşanlar, savaşmış olanlardır. Bugün ülkemizde tarihi en çok okuyanlar Trakyalılardır. Osmanlının 600 yıl içerisinde yaptığı savaşların çoğu Trakya ve Balkanlar’da geçmiştir. Balkanlar Osmanlı Devleti’nin en sağlam ayağını oluşturmuştur. Nitekim,  bu ayak yıkılınca Osmanlı Devleti çökmüş, topraklarını kaybetmiş, Anadolu’ya çekilmek zorunda kalmıştır. Sonuç tarihin başına dönmek olmuştur. Bunun niye böyle olduğunu anlamak için tarihin hafızasına (belleğine) başvurmak gerekir. Çünkü tarih ders almak içindir. Tarihten ders almayan, tarihi bir kez daha yaşamak zorunda kalır.

Bugün ülkemiz tarihten ders almamış gibi bir görüntü, bir manzara yansıtmaktadır. İkbal ve iktidar tartışmaları öne çıkmış, ülkenin çıkarları dış güçler tarafından konuşulur hale gelmiştir. İttihatçılar, Hürriyet ve İtilaf Partisi ile ikbal ve iktidar kavgası yaptığı için Balkan Savaşı kaybedilmiştir. Bu noktada durmak, tarihin vereceği dersi dinleyip görmek lazımdır. Ünlü şair Mehmet Akif “Tarihten ders alınsaydı; tarih tekerrür eder miydi?” diye sorar. Cevabı okurlar versin.