Tarihte Yolculuk – Arap Cami (İlk Ezanın Okunduğu Cami)

179

Tarihte yolculukta İstanbul’da bu gün de yolumuzu Arap  Camiiine çevirdik. Arap camii mimarisi ve hikayeleri ile çok ilginç bir tarihi mekan. Arap Camii İstanbul’un gizli hazinesi.

Emevi orduları İstanbul’u kuşatmak için yedi yıl boyunca Galata kaldı ve bu süreçte bundan yaklaşık 1300 yıl önce ilk cami Karaköy’de yapıldı. İlk ezan burada okunda. Arap camii olarak bilinen tarihi ahşap mabed halen ibadete açık. İstanbul sayısız kültürel emanete ve tarihi yapıya ev sahipliği yapıyor. Her birinin önemi apayrı. Ama aralarında bir tanesi var ki hikayesi yüzlerce yıl öncesine dayanıyor. Karaköy Galata’da Perşembe pazarında binalar arasında sıkışıp kalan ama mimarisiyle görenlerin hemen dikkatini çeken Arap Camiinden sözediyorum. Bu tarihi camiinin hikayesini ilgilileri dışında pek bilen yok. Bazıları İstanbul’da ilk ezanın Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra okunduğunu ve ilk camiinin de o zaman yapıldığını düşünebilir. Oysa Arap camii İstanbul’un ilk camisi ve ilk ezanın okunduğu yer. İşte hem İslam alemi hem de İstanbul için önem arz eden İstanbul semalarından yankılanan ilk ezan ve camiinin hikayesi.

Bilindiği üzere Hz. Muhammed’in “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur.” Hadisi şerefinin güzelliğine erişmek için binlerce Müslüman ve bir çok sahabe 600 lü yılların sonu ile 700’lü yılların başında İstanbul’u fethetmek umuduyla yollara düştü. Karadan ve denizden zorlu bir yolculuk sonrası üç kez İstanbul’u kuşattı İslam ordusu. Kimi kuşatma 7 yıl sürdü, kimisi daha az. Ebu Eyyüb El Ensari’nin katıldığı kuşatmadan 50 yıl sonra üçüncü kuşatmayı 717’de İslam ordusunun ünlü komutanı Mesleme bin Abdülmelik yaptı. Galata bölgesini ele geçirdi. Bir  yıl süren kuşatma sonrasında kale içini fethetmese de yedi yıl boyunca askerleriyle burada kaldı. Müslümanların ibadetlerini yerine getirmesi için Bizans Kralı Leon ile anlaşma yaparak şimdiler de Karaköy Perşembe pazarında Hırdavatçılar arasına gizlenmiş Arap Camiini yaptırdı. Tam 7 yıl boyunca Emevi halifesi Ömer Bin Abdulaziz Şam’daki isyanlar nedeniyle Mesleme Bin Abdulmelik’i geri çağırınca İstanbul kuşatması kaldırıldı. 800 yılına kadar cami olarak kalan bu tarihi yapıyı Galatasaray bölgesine yerleşen Cenevizliler kiliseye çevirdiler. Caminin çan kulesi o dönemde ilave edildi.

Fatih Sultan Mehmet, 1453 yılında İstanbul’u fethettiğinde bina halen kilise olarak durmaktaydı. Fetihten iki yol sonra çan kulesi minareye kilise’de aslına yani camiye geri döndürülür. Fatih Sultan Mehmet mabedin avlusuna mesleme bin Abdulmelik adına bir makam yaptırır. Bazi rivayetlerde Meslemenin kabrinin Arap Camiinin önünde olabileceği dile getirilir. Arap camiinin bir özelliği de ahşap olması. Ancak tahta kurusu gibi haşereler asla bu ahşaba yanaşmıyor. Mimari özelliği Arap tarzını yansıtıyor. Özellikle minaresi 716 yılında Şam’da yapılmış olan Emevi camiini andırıyor. Ahşap olduğu için bir çok yangın tehlikesi atlatan camiye yapılan en büyük eklenti II. Mustafa’nın eşi Saliha Sultan tarafından şadırvan oldu.

Arap Camiinin çilehanesi Mesefe Bin Abdulmelik’ten kalma. Bu küçük odacıkta eskiden kutsal emanetler saklanırmış. Ama güvenlik gerekçesiyle artık bu odada saklanamıyor. Şimdi sakal-ı şerifler her atanan imamın üzerine zimmetleniyor. Üç tane bulunan bu kutsal Emanetlerden ikisi muma sarılmış şekilde muhafaza ediliyor. Sakal-ı Şerifler ramazan ayı içerisinde sadece Kadir gecesi ziyarete açılıyor. Sabah namazına kadar ilgiden dolayı ziyaret sürüyor. Bizansa karşı seferleriyle ün kazanan Emevi kumandanı Mesleme Bin Abdulmelik’in komutanlık tarzı, Hz. Muhammed dönemindeki en önemli komutanlardan Halid Bin Velid’e benzetiliyor. Mesleme sarışın olmasından ve atılganlığından dolayı sarı çekirge namı ile anılır.

Evliya Çelebi’nin aktardığına göre komutan Mesleme bin Abdulmelik’in Ayasofya’daki üç bucak denilen yerde de ibadet edildiği söylenir. Karaköy adını semte ilk yerleşen Karaiki’den aldığın söylense de Galatayı ele geçiren Mesleme Bin Abdulmelik ve ordusunun yedi yıl boyunca çok sıkıntı ve hastalık çektiklerinden dolayı, kaldıkları muhite kahr köyü adını verdikleri söylenir.Yani Karaköy’ün adının kahr köyünden türediği  de rivayetler arasındadır.

Bir başka anlatı da şudur; Mesleme Bin Abdulmelik ordusunun motivasyonunu artırmak amacıyla Hz. Muhammed’in İstanbul’un fethiyle ilgili sözlerini ordunun önünde sık sık tekrar etmiştir. O dönemlerde Galata’nın en büyük kiliselerinden olan San Paola de san Domenico kilisesi Arap Camii ismini 16.17. yüzyıllarda Endülüsten gelip İstanbul’a sığınan Arapların buraya iskan edilmesiyle aldı. Arap camii hakkındaki ikinci rivayet ise 4. Haçlı seferinde Kudüs yerine Konstantinopolis’i ele geçirmeyi amaçlayan Katoliklerin yaptırdığı yönünde. Bu görüşe göre, 1200 lerin başlarında Paulals’a adadıkları bir kiliseyi ve yanına Dominiken mezhebine bağlı bir manastırı Galata’da yaptırmışlar. Papalarında yakın ilgisini geken bu manastır ve kilise, bir süre sonra mezhebin kurucusu olan San Domeniko’nun adının da eklenmesiyle San Paola ve So Domeniko olarak anılmaya başlamıştır.

Camiye ilk bakışta mimarisi  diğer camilere göre çok farklı. Dikdörtgen şeklinde, ahşap tavanlı ve gotik tarza sahip yapı da mihrap duvarına bitişik dört köşe minare ve minarenin altından geçen dehliz, caminin en karakteristik kısımlarını oluşturuyor. Kiliseye ait çan kulesi de günümüzde minareye dönüştürülmüş durumda. Caminin 1913’de yapılan tamiratı sırasında zeminden çıkan Cenevizlere ait kitabeli ve armalı mezar taşlarını İstanbul Arkeoloji Müzesinde görebilirsiniz.

Arap Camiini   üç kat halinde 70 pencere aydınlatıyor. Ahşap ve süslemeli tavan dört duvarına ve 22 ağaç sütun üzerine oturtulmuş ve yapının 8 mermer sütuna oturan barok usulünde bir mahfili var. Kürsünün Azapkapı’daki Sokollu Mehmet Paşa Camiinden getirildiği yapının mihrabı ve minberi mermerden yapılmış. Arap Camiinin duvarları kesme taş ve tuğla karışımından oluşuyor. Ahşap çatısı ise kiremitle örtülü. Dikdörtgen şeklindeki yapının batı kısmındaki küçük bir mescit kadar olan son cemaat mahfili 1913’te ilave edildi. Çan kuleliğinden minareye çevrilen ve 102 merdivenle çıkılan diktörtgen şeklindeki minarenin altından cami avlusuna girilen tonoz halinde bir geçit var. Caminin iç tarafında kıbleye göre sağ duvarına raptedilen mermer kitabeye ise tarihçe olarak yer veriliyor.

Tarihte yolculukta bir başka mekanda görüşmek dileğiyle…