Tarihte Yolculuk – Hazreti İsmail Fakirullah Türbesi

164

       Eşim Mehmet Ayaz Bilgin’le Siirt tatilimizde ziyaret ettiğimiz Hz. İsmail Fakirullah’ın hikayesi çok ilgimi çekti, siz değerli okuyucularımla paylaşmak istedim.

Unesco Dünya Miras geçici listesinde Siirt ilinin Aydınlar (Tillo) ilçesi sınırları içerisinde yer alan İsmail Fakirullah Hazretleri türbesi, ışık hadisesi türbeye ait kule ve duvar kalıntısı ile beraber tasavvuf inanışı yansıtması açısından önemli bir örnektir.

Türbe, İsmail Fakirullah Hazretlerinin vefatından sonra öğrencisi İbrahim Hakkı Hazretleri tarafından 18. Yüzyılda yaptırılmıştır. İbrahim Hakkı hazretleri, hocası İsmail Fakirullah Hazretlerinin vefatı üzerine “Hocamın başucuna doğmayan güneşi neyleyim?” diyerek astronomi ve mimari açıdan büyük bir bilim harikasına imza atmıştır.

      Hocasının defnedildiği türbenin yanı sıra 8 köşeli ve 10 metre yüksekliğinde bir kule yapan İbrahim Hakkı Hazretleri türbenin doğusuna harçsız taşlarla bir duvar inşa etmiştir. Gece ve gündüzün eşit olduğu ekinoks günlerinde (21 Mart ve 23 Eylül) kalenin arkasındaki vadiden, yükselen güneş bir duvara çarpmaktadır. Işık sadece duvarda bulunan pencereden geçmektedir. İleride bulunan tepeden kırılan ışık türbenin içerisinden içeri girerek, İsmail Fakirullah Hazretlerinin başını aydınlatmaktadır.

Anadolu’da yetişen büyük velilerden olan İsmail Fakirullah Hazretleri, 1067 (M.1656) yılında Siirt İlinin Tillo kasabasında doğdu. Babasının adı Kasım’dır. Dedesi Molla Abdulcemal, Peygamber Efendimizin amcası Abbas Hazretlerinin torunlarındandır. Zahiri ilimlerde çok büyük alim olup memleketinde müderris idi. Oğlu Mevlana Kasım Efendi’yi iyi bir alim olarak yetiştirdi. Babasının vefatından sonra bıraktığı medrese Kasım Efendi müderris oldu. Kasım efendinin, 1067 (M. 1656) yılı Recep ayının ilk Cuma gecesi (Yani Regaip gecesi)bir oğlu dünyaya geldi. Adını İsmail Hakkı koydu. Annesi ona besmelesiz süt emzirmezdi, yemek yedirmedi. Babası, Mevlana Kasım Hazretleri de onu küçük yaşta yetiştirmeye ilim öğretmeye başladı. Fakirullah Hazreti 24 yaşına geldiğinde hem zahir, hem de manevi ilimlerde yetişmiş ve her iki ilim dalından da icazetini almıştır. Zuhd ve takva sahibi olmada anne ve babasına hürmette devrinin emsalsiziydi. Babası Mevlana Kasım Efendi Hz. 1660 yılında vefat edince onun medresesinde der vermeye başladı. Harama çok dikkat eder, şüpheli şeyleri terk ederdi.

       İsmail Fakirullah Hazretleri çocuk yaşlarında ilim tahsiline başlamış hoca oluncaya kadar ilim tahsiline aralıksız devam etmiştir. 24 yaşındayken babasını kaybetmiştir. Bu yaşta evlenerek oturduğu camide müderrislik ve imamlık yapmaya başlamıştır. Otuz yaşında annesini  kaybettikten sonra Zuhd ve takvasının gereği olarak kendisine bir tarla satın almış, bizzat kendi elleriyle asma ağaçları dikmiş ve geçimini sağlamak için çalışmıştır. Tarla ekmiş, ekin biçmiştir. Kırk yaşına kadar günlerinin çoğunu oruçla geçirmiş, orucunu birkaç üzüm tanesi ile açmıştır. Kırk gün konuşmadan, yemeden içmeden kesilip mana alemine dalmıştır. Kırkıncı gün gözünü açmış, bir tas su içmiş, ekşi nar aşı isteyip, bir parça ekmek yemiş ve kendine gelmiştir. Bundan sonra yemeğini normal yemeye başlamıştır. Daha sonra 48 yaşında Hacca gitmiştir. İsmail Fakirullah Hazretlerinin biri kız olmak üzere 5 çocuğu vardı. Üveysiyye tarikatının esasları doğrultusunda, her kesimden insanları irşat ederken, diğer tarafta şer-i ilimler ve müspet ilimlerde dünyaca ünlü meşhur ilim adamları yetiştirmiştir. Hayatını hak yolda insanları irşat etmekle geçiren bu büyük veli, Hicri 1146, Miladi 1734 senesinde ruhunu mevlasına teslim etmiştir. Kabri Tillo’da kendi ismiyle anılan türbededir. Her sene binlerce kişi ziyaret etmektedir.

1702 yılında Şaban ayının ilk Cuma gecesiydi. Akşam namazından sonra komşularından birine taziyeye gitmişti. Yatsı olmadan camiye gitmek üzere ayrılan İsmail Fakirullah Hazretleri karanlıkta evin avlusuna çıktı. Avluda içinde su bulunmayan on beş metre derinliğinde içi boş ve ağzı açık bir kuyuyu fark edemeyerek içine düştü. Fakat yine yüce Allah’ın koruması ile kendisini kayırdığını anladı ve secdeye vardı. O anda etrafında manevi bir meclis kuruldu. Abdulkadir Ceylani, Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri gibi, pek çok Veli’nin ruhları orada hazır oldular. Kuyunun içerisi genişleyip, yemyeşil nura gark oldu. Kendisinin evliyalıkta Gavs denilen makama yükseltildiği müjdelendi. Kendisine muhabbet şerbeti içirdiler. Böylece zamanının velilerinin Sultanı oldu. O bu haldeyken saatler geçti. Camide yatsı namazını kılmak için bekleyen cemaat İsmail Fakirullah Hazretlerinin gelmediğini görünce evinden ve komşularından soruştular. Bulamayınca da aramaya başladılar. Dokumacılık yapan bir usta kuyunun içinden tatlı bir sesin geldiğini fark edince komşularına haber verdi. Herkes kuyunun başında mumlarla toplandı ve kuyuya inerek İsmail Fakirullah Hazretlerini dışarı çıkardılar. Fakirullah Hazretleri kuyuda içtiği muhabbet şerbetinin tesiriyle sekiz yıl istiğrak halinde dünyayı unutarak kendinden geçip, devamlı mest bir halde kaldı. İnsanlardan tamamen uzlet edip aile fertlerinden bile ayrı kaldı. Sadece büyük oğlu Abdulkadir Efendi huzuruna gidip hizmetiyle şereflenebildi.

      İsmail Fakirullah Hazretleri bu istiğrak halindeyken söylediği bir kaside kuyuda olanları şöyle anlattı.

Allahü Teala’nın aşkıyla kendinden geçmiş bir haldeyken, duvarı mermer taşlarla örülmüş kuyuya düştüm.

On beş metre kadar derin olduğu halde, kendimi bir karış yerden düşmüş gibi hissettim. Düştüğüm anda kuyudan ilahi yeşili bir yükseldi. Öyle ki, verdiği aydınlığı bir çok nurlar veremezdi.

O gece benim için Kadir Gecesi kadar kıymetlidir. Çünkü Allahü Teala bana orada pek çok lütuf insanlar da bulundu.

Bu lütfun bereketiyle okyanusların dibinde ve göklerde bulunan her şey gözlerimin önüne getirilerek gösterildi.

Allahü Teala bana o gece öyle büyük nimetler ihsan etti ki onu daha önce yaşayan evliyasının çoğuna vermedi.

Bir anda etrafımda kurulan manevi mecliste, Hızır ve İlyas Aleyhisselam Abdulkadir Ceylani, Ahmed Rıfat ve Cüneyd-i Bağda-i Hazretleri bana çok ikramlarda bulundular ve müjdeler verdiler.

Şeyh Hamze Kebir Hazretleri elinde yeşil asasıyla arkasında da ona mensup olanların hepsi geldi ve halimin güzelliğine hayran kaldılar.  Yanında yıldız gibi parlayan oğlu Şeyh Mücihid, Şeyh Musa, Şeyh Muhammed Rodi de bulundular.

Çok sevdiklerinden ve makamları yüksek olan Şeyh Burhan Şeyh Aleameyn ve Halil, Ferd de yanıma gelerek bu meclisin sonuna kadar bana, izzet ve ikramda bulundular. Onlerinde Şeyh Hasan’ın bulunduğu Fatırıyyunlar da ziyaretime geldiler. Hepsi cübbelerini giymişlerdi.

Ayrıca Veysel Karani Hazretleri, Şeyh Hasan Hutvi, Şeyh Mustafa Kurdi ve Şeyh Neccar B. Neccari de hazır oldular. Etrafıma saf saf dizilip ellerinde ilahi Şerbetle dolu kadehler tutuyorlardı. Ben ise onların ortasında ve bakışları altında olduğum halde, Allahü Teala’nın zikriyle meşgul olup, tefekkür ediyordum. Hepsi de ellerinde bulunan şerbeti içmemi bekliyorlardı.

İsmail Fakirullah Hazretleri istiğrak halini bıraktıktan sonra dostlarıyla görüşmeye başladı. Onlara, Abdulkadir-i Ceylani Hazretlerinin yoluna çok benzeyen, kendine mahsus Üveysiyye yolunun adabını öğretmeye başladı. Pek çok talebeleri arasında en çok sevdiği ve hizmetlerine izin verdiği İbrahim Hakkı Hazretlerinin de babası olan Molla Osman ve Molla Muhammed idi. Bu talebeleri kendisine on yıl hizmet etmekle şereflendiler. On yıl sonra kısa aralıklarla bu iki talebesi vefat ettiler. Ondan sonra Fakirullah Hazretlerinin hizmeti İbrahim Hakkı Hazretlerine kaldı. Hayatı harikalarla dolu olan bu büyük zatın kitapları pek çoktu. Odasında kendi eliyle yazdığı Kuran-ı Kerim vardı ve yazısı çok güzeldi. Tefsir-ü Mealimüt- Tenzil, Mesabih-i Şerif kitaplarını kendi eliyle yazmıştı. Babasının eliyle yazdığı dört ciltlik İhya-ı Ulum ve iki ciltlik Envar-ı Fıkh-ı Saf’i kitapları, dedesinin yazdığı dört ciltlik Şifai-Şerif ve Şir’atül İslam kitaplarını yanından ayırmazdı. İsmail Fakirullah Hazretleri 1147 (M. 1734) yılında yaşı sekseni geçtiği bir sırada Cimal alemine yürüdü. “Allah” lafzı son söylediği oldu.

Tarihte yolculukta bir başka mekanda görüşmek dileğiyle.