Tarihte Yolculuk – İstanbul Kapalı Çarşı

245

Kapalıçarşı İstanbul’a giden yerli yabancı turistlerin hemen hemen ilk ziyaret ettikleri tarihi mekandır. Birden fazla kapısı olan kapalı çarşının hangi kapısından girerseniz girin 1001 renkle karşılaşmanız mümkün. Işıl ışıl rengarenk objeler, elbiseler, aksesuarlar, çeşmeler, kahve molası verilecek kahvehaneler, ayakkabı, çanta çeşitleri, ev tekstilleri, deriler, kürkler, yünler, arasından yürürken onlara bakmaktan kendinizi alamıyorsunuz. Ben defalarca gittim ve bu defada kızlarım Eda Nur ve Seda Nur Bilgin’le gittik.
Kapalı çarşıda 4 katman var.

1. Doğu yaratıcılığının en eski hünerleri; güzel şeyler.
2. Eskiden “sanayi” denilen lonca düzeninin eski ve en seçme eserleri,
3. En yeni teknoloji ve isteklere göre üretilen “tasarımlar”
4. Gelmiş geçmiş tarih boyunca en değerli hammaddeler ; altın, gümüş, elmas ve benzerleri.”

İstanbul’un Fatih tarafından alınmasıyla birlikte, yeni baştan tanımlanan imparatorluk, birçok yeni kurumu da ortaya çıkarmak zorundaydı.  Çünkü, artık dönemin en önemli şehirlerinden birisi.  Yeni bir kimliğin yaratılmasında kaynak rolü oynayacaktı.

Özellikle ekonomik yönden yapılması gereken işlerin başında “ürün” düşüncesinin en geniş anlamıyla tanımlanması gerekiyordu. Diğer yandan herhangi bir şeyi “korumak”, ve geliştirmek için üstünü “örtmek ve korumak” gerekmiştir.  Bu açıdan bakılınca Kapalı çarşı belki de Osmanlı imparatorluğunun geliştirdiği en önemli ve karmaşık projelerden birisidir. Çünkü 500 yıllık yaşamı içinde imparatorluk inanılmaz değişimler yaşamış, başarılar ve başarısızlıklarla karşılaşmış, çok büyük projeler hayata geçirilmiştir. Ama bu gün bunlardan hiç biri hayatta değildir. Diğer yandan dev boyutlu sanayiler kurulmuş, Tersane, Darphane kurulmuş, okullar saraylar inşa edilmiştir. Ama bu gün bunlardan pek azı gerçek işlevini sürdürebilmektedir.

Oysa Kapalı çarşı, imparatorluğun ürün kimliğinin ve ekonomisinin canlı kalmasını sağlayan dev bir mekanizma olarak tamamlanmış, inşa edilmiş, gelişmiş ve günümüze kadar gelmiştir. Bu uzun süre içinde birçok önemli sorunla karşılaşmış, depremler yaşamış, yanmış, yıkılmış, ama her seferinde hızla onarılarak yeniden geliştirilmiştir. Çünkü kapalı çarşı, dünyadaki birçok kapalı çarşının yanında önemli bir özelliğe sahipti. O sadece bir çarşı değildi. O bir imparatorluğun ürün kimliğinin sürekliliği ve uluslar arası rekabetin sağlanması için, devletin en önemli ekonomik projelerinden birisiydi.  Doğu-batı, kuzey-güney arasındaki çok yönlü ve etkin bir rekabetin denetlenip dengelendiği büyük bir mekanizmaydı.  Yoksa sadece günlük alış veriş için bu büyüklükte bir inşaat ve yönetim organizasyonu niçin kurulmuş olsun. Çünkü Kapalı bir gücün simgesiydi.

Osmanlı döneminde içinde Bedesten de bulunan Kapalıçarşılar Saray’ın değerli eşyalarının korunduğu hazine olmanın yanı sıra ticaret yoluyla sermaye birikimi yapılmasına yol açan birer finans merkezi işlevi de taşırdı. Fatih Sultan Mehmet Ayasofya’ya gelir getirmesi amacıyla Cevahir ve Sandal bedestenlerini kurdurmuş, bunlar etrafında 250 yıl boyunca İstanbul Kapalıçarşı’sı gelişmişti. Günümüzde bedestenler artık işlevini yitirmiş, bugün Kapalıçarşı’da  oluşan arz ve talep göstergeleriyle Türkiye’de ki altın ve döviz fiyatları için “ Kapalıçarşı” hala önemli bir merkezdi.

Kapalıçarşı 110 bin 868 m2 lik bir alana yayılmış, 45 bin m2 kapalı alana, 65 sokak üzerinde 3600 dükkan ve 14 Han’a sahiptir. Günümüzde çoğu değişikliğe uğrasa da Kapalıçarşı’nın sokakları ve hanlarının taşıdığı adlar ile eskiden orada ne yapıldığını ve satıldığını anlamak mümkündür.

KAZANÇ DENİLEN ŞEY, HAVAYA UÇAN BİR VAHŞİ KUŞTUR…

Fatih Sultan Mehmet’in Kapalıçarşı’nın inşaatına başladığı 1461 yılı Kapalıçarşı’nın kuruluş yılı olarak kabul görmüş. Asıl büyük çarşı ise Kanuni Sultan Süleyman tarafından ahşap olarak inşa ettirilmiş. Evliya Çelebi burayı muzzam güçlü bir kale gibi tanımlamıştı. Evliya Çelebi 1640 lı yıllarda Kapalıçarşı esnafını ise şöyle anlatmış. “ İstanbul’un kalabalık ve seçme yerinde , Osmanoğulları’ nın büyük hazinesidir ki,  guya kahkaha kalesidir. Bütün sefere gidenlerin, vezirlerin ve Ayan’ın malları buradadır ki yer altında nice yüz kapıl mahzenleri vardır. Doğuya açılan kuyumcuklar kapısı vardır ki,bu kapı üzerinde kanatlarını açmış korkunç bir kuş sureti vardır. Bu sureti kapıya nakşetmekteki amaç şuydu.
“KAZANÇ DENİLEN ŞEY HAVAYA UÇAN VAHŞİ BİR KUŞTUR.” Eğer bu kuşu nezaketle avlayabilirsen bu bezistanda kar edersin…”