Tarihte Yolculuk – Kalenderhane Camii

211

Dünya ve ülkemiz 2020 yılını Corona virüs salgınıyla mücadele ederek geçiriyor. Bu süre zarfında 20 yaş altı ve 65 yaş üstü kişilere sokağa çıkma yasağı uygulandı. Bu guruptakiler *Hayat Eve Sığar” projesi kapsamında evde zaman geçirdiler. Biz de ikiz kızlarım Eda Nur Bilgin ve Seda Nur Bilgin ile birlikte izin günlerinde gerekli tedbirleri alarak dışarı çıktık. Bu gezimizde tarihte yolculuğumuza kaldığımız yerden devam ettik. Bir süredir gitmeyi düşündüğümüz evimize yakın İstanbul Fatih Vezneciler de bulunan Kalenderhane Camiine gittik. Camiler 2020 Mart ayı başından bu yana ibadete kapalı idi. 2020 Mayıs ayı sonunda ibadete açılma kararı alındı. Biz de bu ibadethaneleri ziyaret etmek istedik. Kalenderhane Camii imamı Arif Şimşek’ten cami ile bilgiler aldık.

İstanbul’un Fatih İlçesi Şehzadebaşı civarında Vezneciler semtinde Bozdoğan Kemeri’nin Marmara tarafında bulunan kilisenin eski adı hususunda değişik görüşler vardır. 1935’li yıllara gelinceye kadar bütün yayınlarda binanın Diakonissa Kilisesi olduğu ileri sürülmüş ve bu adla tanıtılmıştır. Fakat V. Yüzyılda yapılmış Diakorissa Kilisesi planı ve mimarisi bakımından bu kadar eski değildir. İlk defa 1935’te neşredilen Fatih Sultan Mehmet’in bir vakfiyesinde rastlanan ve pek de açık olmayan bir bilgiye dayanarak yapının Akataleptos Manastırı klisesi olabileceği görüşü ortaya çıkmıştır. Gerçekten Bozdoğan Kemerine komşu bu isimle tanınan bir manastır vardı.  Ancak Bizans tarihlerinde burası ilk defa XI. Yüzyılda anılmaktadır. Son araştırmalarda yan hücrelerin birinde bulunan Meryem’in fresko iki resminde Kyriotissa lakabı ile karşılaşmıştır. Bu sebeple kilisenin Akataleptos Manastırı’na ait olmakla beraber Meryem’in adını taşıması muhtemeldir. Nitekim Pantokrator Manastırı’na ait kilise de birbirine bitişik üç yapıdan oluşmuş ve bunların hepsi ayrı azizlerin adını taşımıştır.

Son yıllarda binanın içinde ve yakın çevresinde yapılan kazılarda Bizans devrine ait pek çok kalıntıya rastlandığı gibi kazıyı yapanlar tarafından IV. ve V. Yüzyıllara tarihlendirilen küçük bir hamamın temelleri de meydana çıkarılmıştır. Şurası açıkça bellidir ki kilise daha eski birtakım yapıların kalıntılarının üstüne inşa edilmiştir.

Hatta burada küçük bir özel saray bulunduğu, hamamın da ona ait olduğu ileri sürülmüştür. IV.Haçlı Seferinde Batılı şövalyeler 1204’te şehri işgal ederek 1261 yılına kadar süren bir Latin idaresi kurduklarında bu kiliseye ve belki de yanındaki manastıra el koymuşlardır. Xlll. Yüzyılda mabedin bir Katolik kilisesi olarak kullanıldığını gösteren en kuvvetli delil, son araştırmalarda mihrabın yanındaki küçük hücrenin kemer alınlığında ortaya çıkan boya ile yazılmış olan Gotik harfli bir yazıdır. Burada, yaşadığı çağa ait en eski hatıra olarak Ortaçağ İtalya’sının ünlü din adamlarından Fransisken tarıikanın kurucusu Assisili Aziz Francesoco’nun adı vardır.

Sultan II. Mehmed, fethin ardından şehrin en büyük kilisesi olan Ayasofya’yı camiye çevirirken Türkleşen ve İslamlaşan beldede ilk ihtiyaçları karşılamak üzere birkaç Bizans Manastırını İslam müesseselerine dönüştürdüğünde bunların kilisesini de cami haline getirmiştir. Fatih Sultan Mehmed’in vakıfları arasında olan Kalenderhane Camii de fetihten hemen sonra kuşatmadaki hizmet ve gayretleri sebebiyle bizzat sultan tarafından Kalenderi tarikatı dervişlerine zaviye olarak tahsis edilmiştir. Ancak İstanbul topoğrafyası ile XVI. Yüzyılın ilk yarısında İstanbul’daki vakıflar hakkında önemli bilgiler veren 953 (1546) tarihli İstanbul Vakıfları Tahrir defterinde, içinde bulunduğu mahalledeki mülkler dolayısıyla birkaç yerde adı geçen Kalenderhane Camiinin kaydı yoktur. Bunun sebebi, tıpkı Eski imaret ve Zeyrek kilisesi camileri gibi buranın da selatin vakfı sayılarak deftere alınmamasıdır.

Caminin ne tarafında olduğu bilinmeyen manastırın kesiş odaları XV. Yüzyılda zaviye olarak hizmet vermiş , harim kısmı ise tevhidhane-semahane olarak kullanılmıştır. Bu sebeple Kalenderhane İstanbul’da fetihten sonraki ilk Mevlevihane sayılmaktadır. Fatih vakfiyesinde yer alan “Akdolunan meclis-i semada Meşnevi- i Manevi okuyup” istilah-ı Mevleviyan’da semazen tabir olunan yaranla hasbel-ade ak-i meclis-i sema ederler”. Kalenderhane-i pürsema gibi kayıtlar da bu hususu teyit eder. Bir çok manastırda olduğu gibi tamamen veya kısmen ahşap olan bu manastır binası bilinmeyen bir tarihte ortadan kalkmış, sadece mescid bir mahalle camisi olarak günümüze kadar gelmiştir.

Batı tarafında bulunan son cemaat yeri olarak kullanılan narteks kısmının mimari hiçbir özelliği yoktur. Çevredeki toprak seviyesi yüksek yükseldiğinden zeminine birkaç basamak merdivenle inilir. Eski fotoğraflarda çatısı üç parçalı semerdamlı iken sonraları bu örtü öne tek meyilli bir biçime çevrilmiştir. Bu dış narteksi bir iç narteks takip eder. Ana mekanda, Bizans dini mimarisinde bilhassa IX.  Yüzyıldan itibaren çok revaçta bulan kapalı Yunan haçı biçiminin  binaya ağır bir görünüm veren köşe duvarlı şekli uygulanmıştır. Haçın dört kolunun üstleri beşik tonozlarla örtülüdür. Son tamirde bu beşik tonozların dış kemerleri tamamlanarak dışarıdan belirli bir şekle dönüştürülmüştür. Ortada ise pencereli kasnaklı bir kubbe vardır. Haçın güneydeki sağ kolu iki sütuna binen üçüz kemerle dışa açılmıştır. Binanın doğusundaki apsis çıkıntısı günümüze gelememiştir. Dışarıya taşkın esas apsisin içinde ilk mihrabın kalıntısı bulunmuştur. Fakat bilinmeyen bir tarihte, belki de 1766 zelzelesinin ardından apsis çıkıntısı düz duvar şeklinde kapatılmış, iç yüzeyi dikdörtgen biçiminde panolar halinde bölünerek bunların içleri klasik üslupta kalem işi nakışlarla bezenmiş ve buraya yeni bir mihrap yapılmıştır. Haçın doğu kolu ve apsisle bema bölümlerinin iki yanında Bizans mimarisinde “pastaforyon” denilen yan mekanlar yer alır. Son derece düzensiz planlara sahip bu küçük mekanlarda tarih içinde büyük değişiklikler yapıldığı anlaşılmaktadır. Rus sanat tarihçisi N. Brunoff, Geç Bizans çağında başka yerlerdeki Bizans kiliselerinde olduğu gibi yapının iki yan cephesine bitişik, üzeri ahşap çatılı sundurma biçiminde birer dış galerinin bulunduğu ileri sürmüştür. Son restorasyonda caminin üstünde Yunanistan’daki Bizans kiliselerinde olduğu gibi kiremit kullanılması teklif edilmişse de İstanbul’un kurşun kaplı kubbelerle örtülü bir şehir olduğu gerekçesiyle gerek kubbe gerekse tonozlar kurşun levhalarla kaplanmıştır. Dış pencere düzeni orijinal mimariye göre bütünüyle değiştirilmiş ve kubbe kasnağı Orta Bizans döneminin mimarisine uygun olarak yeniden dalgalı bir biçimde yapılmıştır. Bu arada orijinal görünümü hakkında bilgi bulunmayan minarede yeniden inşa edilmiştir. Fotoğraflarda mevcut, 1930’lu yıllarda yıktırılan minaresiyle XIX. Yüzyılda yapılan sanat değerine sahip değildir. 1966-1975 yılları arasında Harvard Üniversitesinin bir yan kuruluşu olan Dumbarton Oaks Bizans Araştırmaları Enstitüsü’nden Striker başkanlığında bir heyetle İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Doğan Kuban işbirliği neticesinde burada etraflı bir araştırma ve inceleme yapılmıştır.

XVIII. yüzyılda Beşir Ağa, camiyle Beyazıt’a uzanan ana cadde arasında kalan yerde bir medrese inşa ettirdiğinde binada bazı tamirler yapıldığı son cemaat yerinin içindeki bir kitabeden öğrenilmektedir. Sonraları İstanbul’un büyük yangınlarda muhtemelen Kalenderhane Camii de zarar görmüş ve içindeki ahşap kısımlar zarar görmüş ve içindeki ahşap kısımlar yok olmuştur. 1844’te yangının ardından tamir edilen caminin minberi orijinal değildir. 1955’li yıllara kadar bakımlı sayılabilecek bir durumda ve namaza açık olan mabet sonraları nedense terk edilmiş ve birtakım kişiler için barınak haline gelmiştir. Beşir Ağa, caminin ye yanına bir medreseden başka içinde de bir Hünkar mahfili inşa ettirmiş, ayrıca vakfını zenginleştirmiştir. Kalenderhane Camii’nin müştemilatı durumunda olan medrese hakkında kısa bir bilgi rumi 1330 (1914) tarihli bir belgeden öğrenilmektedir. Buna göre yapının ikisi biraz büyük diğerleri ufak ölçüde odacıklar halinde on beş hücresi vardı. Kuyusu ve şadırvanı da bulunan medrese faal olmakla beraber işinde sadece üç kişinin kaldığı ve evler arasında sıkışmış, havasız, son derece rutubetli bir yapı olduğu bildirilmiştir. İstanbul’da 21 Kanunevvel 1334 (21 Ekim 1918) tarihinde çıkan yangının felaketzedeleri burada barındırılmıştır.

Kalenderhane Camii ile medresenin arazi üzerindeki durumları şematik bir biçimde Pervititch’in sigorta planlarından birinde gösterilmiştir. Cumhuriyet döneminde bir süre daha bakımsız kalan medrese 1935 yılına doğru bütünüyle yıktırılıp ortadan kaldırılmış ve yerine bir konservatuvar binası tasarlanmıştı. Ancak bu proje gerçekleşmemiş , arsanın bir tarafına öğrenci yurdu inşa edilmiş, geri kalan alan ise uzun yıllar minübüs durağı olarak kullanılmıştır. Ayvansarayi’nin bildirdiğine göre camiinin ana kapısı yanında, sonraları defterdar olan arpa emini Mustafa Efendi adında bir hayır sahibi tarafından bir sıbyan mektebi inşa ettirilerek burası küçük bir külliyeye döndürülmüştü. Bozdoğan Kemeri’nin arka tarafında yer alan sıbyan mektebi güzel bir kağır yapıya sahiptir. Etrafı muntazam bir duvarla çevrili haziresinde pek çok kabir bulunur. On beş yirmi yıl kadar önce çok harap durumda olan mektep büyük ölçüde restorasyon görmüş, fakat bir işe tahsis edilmediğinden tekrar harap olarak ahşap sundurması çökmüşse de son yıllarda yeniden tamir edilmiştir.

Tarihte yolculukta yeni bir mekanda görüşmek dileğiyle.