Tarihte Yolculuk – Maslak Kasırları

Ondokuzuncu yüzyıl Osmanlı Mimarlık ve süslemeciliğinin seçkin örneklerini barındıran Maslak Kasırları, İstanbul’un kuzeyinde, kentle Karadeniz arasında yer alan yoğun yeşil dokunun hemen kıyısında kurulmuş, küçük ama ilginç bir saray yapıları topluluğudur.

Arkadaşım Ülker Eroğlu ile birlikte Maslak kasırlarına gittik. Yeşil çamlar arasında pembe, mor ortancalar arasından yürüdük, Kasır bütün ihtişamıyla karşımızda duruyordu. Daha önce Sultan II. Abdulhamit’in yaşadığı ve nice değerli padişahların, veliahtların konuk olduğu küçük saraya şimdi de biz konuk olmuştuk. Bu duygularla beyaz muhteşem beyaz kapıdan girip rehberle birlikte hayranlığımız kat kat artarak kırmızı halıların üzerinden o muhteşem eşyaları görüp gözlerimizin bayram etmesiyle ilerledik.

Sultan II. Abdulhamit Maslak Kasırlarını şöyle tanımlar : Tarabya üzerinde Maslak kasırları vardır. Oraya Lodos nadir gelebilir, hep poyrazdır.  Boğaz’ın Karadeniz’e açıldığı noktayı tamamiyle görür, pek güzeldir. “ Kasr-ı Hümayun, Mabeyn-I Hümayün, Limonluk,  Çadır Köşkü ve Paşalar dairesi, çevredeki yeşil dokuyla bütünleşen bu küçük yapı grubunun günümüze ulaşmayı başarabilen bölümleridir. Maslak Kasırları’nın bulunduğu çevrede ilk yapılaşmalar Sultan II. Mahmud (1808-1839) döneminde başlamış, yöre Sultan II. Abdulhamid’in veliahtlığı sırasında bir av ve dinlenme alanı olarak önemini korumuş ve Maslak Kasırları’nın yapımıyla canlılığını sürdürmüştür. Öte yandan Maslak kasırları, II. Abdülhamid’in veliaht olarak yaşamını sürdürdüğü ve daha sonra tahta davet edildiği yer olarak Osmanlı tarihinde önemli bir yer tutmaktadır.

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u almasından sonra Bayezıt’ta yaptırdığı Eski Saray, daha sonra da Topkapı Sarayı, kentsel gelişimin odak noktaları olmuştur. Boğaziçi’nin zamanla İstanbul’un eğlence merkezlerinden biri niteliğini kazanması, Sultan Abdulmecid’in de burada yeni saray ve köşkler yaptırarak haremdeki kadınları kent içinde daha yaygın bir yaşama yönlendirmesi, saray yaşamının oldukça farklı bir biçime girmesi sonucunu doğurmuştur. Bu yönlendirme, yeni bir dönemin ve buna bağlı yeni bir yaşam tarzının başladığının açık belirtisi olmuştur.  Cumhuriyet döneminde askeri prevantoryum olarak kullanılan Maslak Kasırları, 1981 yılında Milli Saraylar yönetimine devredilmiş, müze-saray olarak gezmeye açılmıştır. Arazinin eğimine göre yükseltilmiş bodrum kat üzerine iki katlı olarak yapılan Kasr-ı Hümayun, orta sofa etrafında sıralanan odalardan oluşan geleneksel planıyla Osmanlı konut mimarlığının seçkin örneğidir. Özellikle duvar ve tavanlardaki zengin kalem işleri, natürmortlar, doğadan esinlenilmiş resimler dikkat çekicidir. Kasr-ı Hümayun’un kuzeydoğusunda, kasırları korumaya yönelik olarak yapılan Paşa Dairesi uzun koridora açılan odalar halinde  düzenlenmiştir. İçinde bir külhanın da bulunduğu hamam yer alır. Tek katlı, kagır bir yapı olan Mabeyn-I Hümayun, “Limonluk” adı verilen büyük seraya açılır. Burada, Sultan II. Abdulhamit’in Fransa’dan getirttiği kamelya ağaçlarından başka Grolto ve Cycos  gibi endomik ağaç örnekleri bulunur. Çadır Köşk ise, alt katta ocaklı mekan ile üst katta tek odadan oluşan, etrafı balkonla çevrili, sekizgen planlı yapıdır.

Kasr-ı Hümayunun odalarında hereke halıları, orjinalıne bağlı kalınarak yenilenmiş sandalye ve koltukları, çalışma odasını, Abdulhamit’in tasarladığı ve çivi kullanmadan yaptığı mobilyaları, hayranlıkla izledik. Tavan işçilikleri mükemmeldi ve tavandan sarkan ışıl ışıl avizeler, dünü aydınlattığı gibi bu günü de aydınlatıyordu. Ortada sehpa ve masalar, asaletlerini hala koruyorlardı. Yine kırmızı halıların üzerinden üst kata çıktık. Merdivenler çift taraflı ve üstten bakıldığında hilali andırıyordu.  Odanın ortasında mangal, salonda karşılıklı büyük ayna ve aynanın üzerinde Osmanlıca Abdulhamit yazıyordu. Odanın birinin duvarındaki tabloda tuğra vardı. Bu değerli insanların yaşamlarına tanıklık eden objelerin arasından ayrıldık. Bahçeye çıktığımızda bahçede Limonluk olarak adlandırdıkları kemalyaların altına girdik. Orada halen yemyeşil Aşk merdivenleri, deve tabanı, japon şemsiyesi çiçekleri canlılıklarını koruyorlardı. Bahçede ulu manolya ağaçları çiçeklerini gösterdi bizlere. Bahçeye çıktığımızda Paşa Dairesi, Mabeyn-I Hümayun çadır köşk ilk günkü gibi karşılıyordu misafirlerini bütün misafirperverlikleriyle. Her karesi kartpostal güzelliğinde olan mekanları fotoğraflayıp bu harika mekandan ayrıldık.

Tarihte yolculukta bir başka mekanda görüşmek dileğiyle…