Tarihte Yolculuk – Saraylar Mermer İşçiliği Müzesi

Balıkesir’in Marmara Adası İlçesine bağlı Saraylar Beldesine eşim ve ben MARMİAD Dernek başkanı işadamı Hasan Dinçer’in davetlisi olarak gittik. Türkiye’nin çoğu yeri gibi Marmara Adası’da açıkçası buram buram tarih kokan yerlerden birisi.

Türkiye’nin en fazla mermer rezervine sahip bölgelerinden olan Marmara Ada’sındaki Saraylar Belediyesi tarafından beldenin sahil yerleştirilen mermer heykelleri tek tek inceleyip fotoğraflarını çektik. Tıpkı bir açık hava müzesiydi. Eserlerin kimi  somut, kimi soyuttu. 8000 yıllık geçmişi olan Saraylar beldesinde 2500 yıldır antik çağlardan beri mermer çıkarıldığını öğrendik. Ada sahillerindeki heykelleri İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi heykel bölümü öğrencileri yapmışlar. Saraylar beldesinde çıkarılan mermerler % 95 oranına varan saflıkta olup kristallidir. Mimari eserler heykel yapımında Saraylar mermeri tercih ediliyor.

 

Ünlü Artemis Tapınağı’nın sütunları, Maussolleion’deki levhalar , Ayasofya ve Ayairini’deki sütun başlıkları,  hepsi Marmara Adasından gelen mermerle yapıldı.  Ayrıca Dolmabahçe ve Çırağan Saraylarında  da Marmara mermeri kullanıldı. Dünya’ya mermer ihraç edilen Saraylar’ın görülmesi gereken yerler arasında başı koparılarak çalınan ve girişimler sonucu Almanya’dan Türkiye’ye teslim edilen zırhlı imparator heykeli burada başsız şekilde sergileniyor.

Ayrıca Ada’da Türkiye’nin ilk mermer kesme fabrikası ve Yana çiftliği mevkiinde günümüze kadar korunmuş olan bin yıllık kilise bulunuyor.  Dünyaca ünlü mermeri dışında Saraylar Kurtuluş gemisi, ikinci dünya Savaşı sırasında, Nazi Almanya’sının işgali altında bulunan Yunanistan’a Türkiye’den insani yardım taşınmasıyla oynadığı rol ile tarihe geçiyor. Yunan halkının sevgilisi haline gelen gemi, 5. Seferini yaparken 20 Şubat 1942 sabahı Marmara Adasında kayalıklara çarparak batıyor. Kurtuluş gemisi bugün Marmara Adasının Saraylar köyü yakınlarında 25-50 m. Derinliklerde yatıyor. Hurdacılar tarafından yağmalanan Kurtuluş gemisinin sadece iskelet kısmının ayakta kaldığı belirtiliyor.

Bir rivayete  göre Bizans İmparatoru’nın kızı amansız bir hastalığa yakalanır. Hükümdar kızını hava değişikliği için Marmara Denizi kıyılarında bir geziye götürür. Açık denizde büyük bir fırtınaya yakalanırlar ve Proconnesos’a sığınırlar. Bir süre havanın sakinleşmesini beklerler. Adanın havası, beslenme koşulları  imparatorun kızına çok iyi gelir. Öyle ki kızının amansız denen hastalığının iyileştiğini gören imparator mutlu olur. Geri dönerler ama burayı da asla unutmazlar. Bir süre sonra buraya büyük bir saray yaptırırlar. Bizans imparatorunun kızı için yaptırdığı bu saraydan dolayı o tarihten sonra burası da Palatia diye anılır.

Açıkçası Saraylar Köyü’ne mermer ihracatı için bir liman ve mendirek yapımı sırasında köyün batısındaki vadide, Roma çağına ait bir nekropolis yani mezarlığın ortaya çıkmasıyla başlayan çalışmalar Dr. Asgari ve Nur Nirven’in harekete geçmesini sağlamıştır. Nitekim burada araştırmalar yapan Dr. Asgari, özrü dolayısıyla işlenmesi yarım kalmış ve ocak içinde terk edilmiş bir çok antik eseri toplayarak Saraylar Köyü’nde tarihi mermer işçiliğini gösteren bir Açıkhava Müzesi kurarak, tarihi kalıntıları bir arada toplamış.

Buraya kadar gayet güzel bir şekilde işleyiş tamamlanmış . Fakat ne yazık ki ne 1912’de kurulmuş mermer fabrikası onarılmış, ne de buradaki eserler bir çatı altına alınabilmiş. Açık havada sergilenmeyen bazı eserlerin başka bir mekanda muhafaza edildiği söyleniyor, ama ziyaret edilemiyor.  Benim daha önce gezdiğim müzelerden farklı olarak kapısı yok, bekçisi vardı, bizi bilgilendirdi, ama sanki eserler yalnızlığa terkedilmiş gibiydi.

Umarım, Kültür Bakanlığı bir an önce burasını proğramlarına alarak bu güzel mirasın  gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlarlar. Böylesi bir tarih çok kişileri adaya çekecektir. Tarihin, coğrafyanın, ekonominin bu kadar iç içe olduğu bir başka yer bulmak zor gerçekten.

Tarihte yolculukta bir başka mekanda görüşmek dileğiyle…