Tarihte Yolculuk – Sultan Ahmet Camii

140

Tarihte yolculuğumuzda bu gün kü uğrak yerimiz Sultan Ahmet Camii.  Birkaç kez ziyaret ettiğim camiyi  yazmak niyetiyle bu defa da ögretim görevlisi arkadaşım, hemşehrim Ebru Yatıkçı Tayanç ve ikiz kızları Beyza Türkan ve Azra Cihan’la benim de ikiz kızlarım Eda Nur ve Seda Nur la birlikte ziyaret ettik. Sultan Ahmet Camiini daha önce dış mekandan laleler ile birlikte fotoğraf çekerek 50 X 70 ölçülerinde yağlı boya tablosunu yapmıştım. Sultan Ahmet Camii İstanbul’un Fatih İlçesi Sultanahmet semtimde bulunmaktadır ve Osmanlı sınırları içindeki ilk ve tek 6 minareli camiidir. Çünkü bu ayrıntı , Sultan Ahmet Camiinin hikayesini ve onu diğer eserlerden ayıran en önemli özelliklerinden birini oluşturuyor. Aslında bu durum camiye ihtişam kattıysa da en başta çok eleştirilmiş, çünkü o zamana kadar dünya üzerindeki tek 6 minareli cami Kabe’deymiş. Bu durumun kutsal mekana saygısızlık olduğu söylentilerine duyarsız kalamayan padişah, Kabe’ye 7. Minareyi dikerek olayı çözmüş.

Sultan Ahmet Camii muhteşem görünüşüyle yıllardır Ayasofya camiinle karşılıklı ziyaretçilerini beklemektedir. Sultan Ahmet camii hikayesi, mimari özellikleri, konumu, ve tarihe meydan okumasıyla tarihi yarımadanın en çok ziyaret edilen eserlerinden biridir. Sultan Ahmet Camii  İç duvarlarını süsleyen muhteşem desenlerin renginden dolayı yurt dışında ve yabancı turistler arasında “Blue Mosque (Mavi Camii) adıyla da anılıyor burası. Türk İslam mimarisinde geçmiş yıllarda fark yaratan ve özellikleriyle bu farkı hala sürdüren İstanbul’un muhteşem ayrıntılarını siz değerli okurlarım için araştırdım.

Sultan Ahmet Camii’nin mimarı yaygın görüşün aksine Mimar Sinan değil, fakat onun güzelliğine ilham olduğu da bir gerçek. Camiinin mimarı Mimar Sinan’ın yetiştirdiği öğrencilerden biri olan sedefkar Mehmet Ağa. Sultan Birinci Ahmet tarafından 17. Yüzyılda yaptırılan cami, 1609-1616 yılları arasında inşa edilmiş. Manevi yanının güçlü olması ile bilinen genç padişah !. Ahmet tarafından yapılması için çok çaba harcanan caminin temelini de padişah atmış. I. Ahmet’in temel atma sırasında kullandığı kazma, günümüzde Topkapı Sarayı’nda sergileniyor.

?

Sultan Ahmet Camiinin tasarımı, Osmanlı camii mimarisi ile Bizans klise mimarisinin sentezi olarak yorumlanıyor. Caminin, hemen yanındaki Ayasofya’dan esinlendiğini görebiliyoruz. Mimari özelliklerinin tamamen heybet ihtişamla özetlendiği bu caminin avlusu da cami kadar geniş. Avlunun batı girişinde, demirden yapılan ağır kordon bulunuyor. Bu kordonun, avluya atıyla giren padişahın kafasını çarpmamak için eğilmesi ve padişahın bile camiye girerken kendisine çeki düzen vermesi gerektiğini göstermek amacıyla yapıldığını söyleyen tarihçiler bulunmaktadır.

Sultan Ahmet Camii’nin iç kısmı, büyük bir emeğin sonucunda hayat bulmuş. Bunu bir örnekle açılayalım. Caminin süslemeleri,  İznik’te 50 farklı lale desenine sahip 20 binden fazla çiniden oluşuyor. İznik’teki çiniciler tarafından yapılan bu muhteşem çinilerin üzerinde çiçekler, meyveler ve serviler bulunuyor. Tüm bu çiniler de masmavi, huzurlu ve ihtişamlı bir sahneyi meydana getiriyor. Turistlerin buraya Blue Mosque demesi çok normal, çünkü mavi renk burada oldukça yoğun. Camiinin mimarisinde bulunan detaylar çok güçlü. Mesela Sultan Ahmet Camiinin kubbe ve tavan işlemeleri oldukça önemli. Öyle önemli ki 1985 yılında İstanbul Tarihi Alanları (Zones historiques) adıyla UNESCO Dünya Miras Listesi’ne eklenen bir parça kendisi. Bunun dışında burada hat sanatının en nadide örnekleri de dikkat çekiyor. Ayrıca özenle oluşturulmuş iç mekanın çeşitli yerlerine, örümceklenmeyi önlemek için devekuşu yumurtası yerleştirilmiş. Caminin içindeki en önemli unsurlardan biri de ince işçilikle oyulmuş ve yontulmuş mermerden yapılma mihrap. Etrafı pencerelerle çevrelenmiş mihrabın ihtişamının yanında, iç mekanın akustiğindeki kusursuzluk da camiinin en kalabalık olduğu zamanlarda bile imamın sesinin kolayca duyulmasını sağlıyor. Öyle ki bu özellik hala mimarlar tarafından takdirle karşılanıyor.

Sultan Ahmet Camii’nin öne çıkan özelliklerini söyle özetleyebiliriz.

Camiinin mimarı Mimar Sinan değil, onun en iyi öğrencilerinden Sedefkar Mehmet Ağa.

Camii, 16 şerefeye sahip ve üzerinde 23.5 metre çapındaki ana kubbe bulunuyor.

Camii, Osmanlı’nın ilk 6 minareli camisi olma özelliğini taşıyor. Günümüzde Adana’daki Sabancı Merkez Camii’nde ve Mersin’deki Hz. Mikdat Camiinde 6 minare bulunuyor.

Camiinin içinde 20 000 den fazla çini mevcut, Çinilerin hepsi İznik’li ustalar tarafından yapılmış.

Caminin temelin, camiye ismini veren I. Ahmet atmış. Temelini attığı kazma ise şu an Topkapı Sarayı’nda sergileniyor.

Duvarlardaki büyük tabletlerde ayetler ve 4 halifenin isimleri bulunuyor.

SULTAN AHMET CAMİİNE ADINI VEREN SULTAN AHMET KİMDİR?

Babası Sultan III. Mehmed, annesi Handan Sultan’dır. Babasının vefatı üzerine 21 Aralık 1603’te Eyüp Sultan’da kılıç kuşanarak tahta geçti. Sultan I. Ahmet, Kanuni Sultan Süleyman’dan sonraki padişahlar içinde devlet işleriyle yoğun şekilde uğraşan ilk padişah olarak kabul edilir. Sultan I. Ahmet yakalandığı tifüs hastalığından kurtulamayarak 21 Kasım’ı 22 Kasım’a bağlayan gece 1617 yılında 27 yaşında vefat etti ve Sultan Ahmet Camii yanındaki türbesine defnedildi.

Saltanatında, hanedan veraset sistemini değiştirip kardeş katili yasasını kaldırmıştır. Yerine ailenin aklı başında ki en büyük üyesi padişah olur sistemini getirmiştir. Bu yeni yasanın, şehzadeler arasındaki rekabetin ve taht kavgalarının, taht için gerçekleştirilen kardeş katillerinin önlenmesi açısından Osmanlı tarihinde çok büyük önemi vardır.

Babası III. Mehmed’in üç oğlundan ikincisi olarak dünyaya gelmiştir. Ağabeyi Mahmud’tur. Askeri ve idari işlerle ilgili bir şehzade olarak bilinen ve padişahlık için en kuvvetli adan olan Şehzade Mahmud, tahta kast ettiği iddiası üzerine öldürülmüştür. Bu, I. Ahmet için de sürpriz bir gelişmedir. Böylece tahtın yolu kendisi için açılmış olur. Şehzade Ahmet, henüz 13 yaşındayken 37 yaşındaki babası Sultan III. Mehmed vefat eder. Nasıl ki babası kendinden evvelki Sultanlara nazaran en genç yaşta hayatını kaybetmiş hükümdar ise, I. Ahmed de o vakte kadar babasının vefatıyla tahta geçenlerin arasındaki en genç hükümdardır. Bu beklenmedik vefat üzerine, Sultan I. Ahmed cülüsu hemen ertesi gün apar topar vuku bulmuştur.Cülüs Dr. Günhan Börekçi’ye göre 21 Aralık Pazar günü sabahı gerçekleşmiştir. Yeni padişah, devlet tecrübesi için mühim olan sancağa çıkmamıştı. Bu sebeple bir kapı halkı da yoktu. Hatta babaannesini eski saraya gönderdiğinde sanki bomboş kalmaktaydı. Henüz sünnet dahi edilmemiştir. Sünneti ancak padişah olduktan sonra yapılmıştır.

Sultan I. Ahmet tahta geçtiği sırada Avusturya Savaşı devam ediyordu. Osmanlı kuvvetleri Belgrad’dan Budin’e doğru ilerlemekteydi. Peşte (25 Eylül 1604) ve Hatvan kaleleri savaş yapılmadan kolaylıkla ele geçirildi. Osmanlı ordusu ilerleyerek Budin’in kuzeyinde bulunan Vaçkalesini ele geçirdi. (16 Ekim 1604). Osmanlı Ordusu, Sultan I. Ahmet’in buyruğu üzerine Belgrad üzerinden Budin’e yürüdü. 29 Ağustos 1605’de Estergon Kalesi kuşatıldı ve tam karşısında Ciğerdelen kalesi fethedildi. . 3 Ekim 1605’de ise Estergon Kalesi teslim alındı.

Osmanlılar da Avusturya’lılar da art arda yapılan bunca savaştan dolayı sosyal ve ekonomik yönden çok yıpranmışlardı. Daha önce yapılan barış görüşmelerinden bir sonuç çıkmamıştı. Ancak 11 Kasım 1606’da Estergon-Komorin arasında Zitva suyunun Tuna Irmağına döküldüğü yerde imzalanarak Zitvatorok Anlaşmasıyla barış sağlandı.

Antlaşmaya göre Eğri, Estergon. Kanije kaleleri Osmanlı’larda, Raab (Yanıkkale) ve Komarom kaleleri Avusturya’lılarda kalacaktı. Avusturya bir kereye mahsus olmak üzere 200 000 altın savaş tazminatı ödeyecekti. Avusturya Arşidükü protokolde Osmanlı Padişahına eşit sayılacak ve Osmanlı Padişahı Avusturya’nın Macaristan için ödemekte olduğu yıllık 30 000 altın vergi ise kaldırılacaktı. Zitvatorok Antlaşması, Osmanlı’ların lehine gibi görünse de Osmanlı Devleti artık eski gücünde değildi.  Bu antlaşma karşısındaki üstünlüğü sona ermiş, siyasi dengeler Osmanlı aleyhine bozulmaya başlamıştır.

Sultan Ahmet dönemi önemli olayları, Anadolu Beyliklerinin en uzun ömürlülerinden birisi olan Ramazanoğulları Beyliği, Yavuz Sultan Selim döneminde 1514 yılından sonra ise Osmanlı’lara tabi olmuştu. I. Ahmed dönemine denk gelen 1608 yılından sonra Adana’nın Halep’e, Sis ve Tarsus’un da Kıbrıs Beylerbeyliğine bağlanmasıyla Ramazanoğulları Beyliği resmen son vermiş oldu.

Sultan I. Ahmed döneminde komşuluk ilişleri,  Sultan I. Ahmed tahta geçtiği sırada. Osmanlı imparatorluğu batıda Avusturya, doğuda Safevi Devleti ile savaş halindeydi. Osmanlı ordusu Sinan Paşa komutasındaki Nahçıvan üzerinden Revan’a yürüdü. Bu arada Yeniçeriler Van’a dönülmesini istiyorlardı. Osmanlı Ordusu kışı Van’da geçirdi. Tebriz’i geri almak için yapılan savaşta Osmanlı ordusu, Şah, AbbasK’ın ordularını Selmas yörelerinde yendi. Ancak Erzurum Beylerbeyi Sefer Paşa’nın çekilen düşman kuvvetlerini izleyip asıl ordudan ayrılmasını fırsat bilen Şah Abbas, ordu merkezlerine ani bir saldırıda bulundu. Yenilgiye uğrayan Sinan Paşa önce Van’a daha sonra Diyarbakır’a çekildi. Şah Abbas Şirvan, Şemahi ve Gence’yi kolaylıkla ele geçirdi.  Osmanlı imparatorluğu Avrupa’da devam ederken Avusturya Savaşı ve iç isyanlarla uğraştığı için İran cephesinde başarılı olamıyordu. Sadrazam Nasuh Paşa, Şah Abbas’ın barış önerisini kabul etti.

1612 yılında yapılan Nasuh Paşa Antlaşmasıyla 9 yıl süren Osmanlı-Safevi Savaşı sona erdi. Yapılan antlaşmayla, Safeviler Osmanlı Devletine 200 deve yükü ipek vermeyi kabul ettiler. 1615 yılına kadar süren barış dönemi Şah Abbas’ın antlaşmayı bozması üzerine sona erdi. Yapılan savaşlarda Osmanlılar çok kayıp verdi. Sultan II. Osman (Genç Osman) döneminde, Nasuh Paşa Antlaşmasıyla temel alınarak yapılan Serav Antlaşması ile barış tekrar sağlanacaktır.

Tarihte yolculukta başka bir tarihi mekanda görüşmek dileğiyle…