Tarihte Yolculuk – Türkiye’nin ilk ve tek Karagöz Müzesi

Karagöz – Hacivat  asırlardır dillerimizden düşmeyen muhteşem  ikili. Biz de eşimle Bursa’ya  tatile gittiğimizde Çekirge Caddesindeki Karagöz müzesini gezdik. Eşim dedi ki; “ Karagöz Bursa’lı mı, Kırklareli’li mi?” Çünkü ben Kırklareli’liyim ve Kırklareli’nde Karagöz’ün heykeli var.

Biz müzeyi gezdik. Önce müzeyi anlatayım. Girdiğimizde müzeyi gezmeden önce bir grup öğrenciyle birlikte Karagöz ve Hacivat’ın oyunlarını gülerek izledik. Edindiğimiz bilgilere göre;

1997 yılında, Hacivat Karagöz Anıtı karşısında yer alan eski trafo binası, Bursa Büyükşehir Belediyesi ile Bursa Büyükşehir Belediyesi ile Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı’nın  (BKSTV) ortak çalışmasıyla Karagöz Sanat Evi’ne dönüştürülmüştür. 2006 yılına kadar BKSTV ile UNİMA Bursa Şubesinin ortaklaşa gerçekleştirdiği etkinliklerle unutulmaya yüz tutmuş Karagöz gölge oyunu tekrar hatırlanmış, Uluslararası Gölge ve Kukla Oyunları Festivali geleneksel hale getirilmiştir. 2007 yılında, Bursa Büyükşehir Belediye’sinin girişimleriyle, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından tescillenen müze, Türkiye’nin ilk ve tek Karagöz Müzesi olarak, yeni bir misyon üstlenmiştir.

Yaşayan Müze anlayışı ile tekrar ele alınan Karagöz Müzesi’nde iki galeri bulunuyor. Ortadaki galeride Tatar bayan kuklası, Tataristan Yakutistan kukla oynatıcısı Tataristan kazan, Sultan Hanım kuklası Özbekistan, Rus Prensesi  Olga Rusya  vardı. Girişin solundaki odanın ortasında Zeki Özen’in Karagöz Müzesine bağışı var. Bunlar, larta, def, klarnet, kabak kemane, davul,  ortaki salonun iki tarafında galeri bulunuyor. Girişin solundaki  galeride gölge oyununun tarihçesi panolar ile anlatılmaktadır.   Dünyada Geleneksel Türk tiyatrosu üstüne yaptığı araştırmalar ve yazdığı kitaplarla tanınan Prof. Dr. Metin And’ın, Hayali Metin Özlen, Hayali Mustafa Mutlu ve Hayali Nevzat Çiftçi, Hayali Kanbur Rıfkı, Tuncay Tanboğa, Kadri Nejat Öznaçar (Cinbaba), Tacettin Diker, Orhan Kurt koleksiyonlarından derlenen orijinal Karagöz oyunu tasvirlerinin yanı sıra, diğer ustaların eserleriyle de koleksiyon zenginleştirme çalışmaları devam etmektedir. Aynı bölümde araştırmacı gazeteci Raif Kaplanoğlu’na ait Osmanlıca Karagöz – Hacivat dökümanları da sergilenmektedir.  Salonun sağındaki galeriye girdiğimde sağ taraftan başlayarak baktığımda Nasrettin Hoca eşeğine ters binmiş olarak, onun yanında Çengi,  Köroğlu ve Ayvaz, Şeyh Köşteri, Laz İbiş, Oduncu Himmet, Çelebi, Acem, Tuzsuz Deli Bekir ve ortada Hacivat  Karagöz’ün heykeli ve ağaç kuklalarla zenginleştirilmiş bölümleri dudaklarımızdaki gülümsemelerle gezdik.  Karagöz Müzesi’nde Bursa Büyükşehir Belediyesince Gölge ve Kukla oyunlarını yaşatmak amacıyla gösteri programlarının yanı sıra atölye, seminer ve kurs programları da gerçekleştirilmektedir.

Bursa’daki müzeyi gezdik, ama eşimin sorusunu cevapsız bırakmamak için kütüphanemde Araştırmacı  Yazar Nazif Karaçam’ın  1995 basımı Efsane’den Gerçeğe KIRKLARELİ kitabını aldım. 720 sayfa kitabın 266. Sayfasında KARAGÖZ KIRKLARELİ’NDE BİR MİR-İ SAHİB KELAM (SÖZ SAHİBİ İNSAN) bölümünü okumaya başladım ve sizlerle paylaşıyorum.

Evliya Çelebi 1658 yılında Kırklareli’ne geldiğinde, o kendine özgü araştırma, soruşturma, öğrenme, tespit ve gözlem yöntemleriyle Kırklareli’nde Karagöz’ün adına, adı ve kişiliği etrafında oluşan bilgilere rastlamıştır. Marjinal kesimden bir sanatçı olduğunu tespit etmiştir ve bunları günümüze aktarmıştır. Evliya Çelebi ünlü eseri “Seyahatname” de Karagöz için şunları söylemektedir.

“Karagöz, İstanbul tekfuru (Kalem sahibi) Konstantin’in saisi (ulağı, habercisi)idi. Edirne Kurbindeki (yakınındaki) Kırkklise’den Kırklareli’nde bir mir-i sahip-kelam (söz sahibi) ve ayyar-ı cihan idi. Adına Sofyoz’lu Bali Çelebi  derlerdi. Sofyaz Vize’ye bağlı Kışlacık (Urgaz) ya da Kızılağaç (Yatros) köylerinden birinin Slavence adıdır. Bir demir işçisi olan Karagöz’ün tarihte inşaat işçi ve sanatkarlarıyla ünlü Vize’den olduğu akla ve gerçeğe uygun düşmektedir. Karagöz’ü, Kırklareli’nde bulan Evliya Çelebi, Osmanlı İmparatorluğunu bir baştan öbür başa dolaşmış, Kırklareli’ne iki kez gelmiş, incelemiş, görmüş ve bunları yazmış, uluslar arası değerde bir kişidir. Günümüze aktardığı bilgilerde abartılar olsa bile bunlar yazdıklarındaki doğruları, gerçekleri ortadan kaldırmaz. Bütün dünyanın bilgilerine itibar ettiği Evliya Çelebi’nin Kırklareli’nde Karagöz için söyledikleri doğrudur. Nitekim 1960’lı yılların ortalarında Milli Eğitim Bakanlığının oluşturduğu “Büyük Türk yazarları ve Şairleri Komisyonu’nun kabul ettiği ve 1968 yılında Bakanlığın yayınladığı, Nureddin Sevin’in yazdığı “TÜRK GÖLGE OYUNU” kitabında Karagöz’ün Kırklareli’li olduğu bildirilmektedir.

Hiç kuşkusuz Karagöz soyunun, kendi gerçeğinin insanı ve sanatçısıydı. Zaman zaman direnmiş, zaman zaman hicvetmiş, alay etmiş, fakat halktan hiç kopmamıştır. Bu kimliği ile adı efsane olmuştur. Bursa’da Hacivat ile buluşması yaşamının sonunu getirmiştir. Karagöz Osmanlılar zamanında şehit edilen ilk sanatçı olmuştur.

Bursa-İnegöl doğumlu fakat Kırklareli’ne yerleşmiş bulunan İtalyan Türkolog Anna Masala’nın adını zikrettiği ünlü şair Yaşar Faruk İnal, ölümsüz KARAGÖZ’ü dizelerinde şöyle anlatır.

Kırklareli’nde doğmuş/Bursadadır mezarı/O topluma yön verİr/Boş sözdedir nazarı/Gerçeklerde hep vardır/O verdirir kararı/Yapmacık davranışa/Düşen görür  zararı/Hacivat’ı Arabı/Zennesi, hilekarı/İbret sahnesindedir/Halkın gönül şikarı/O Sofyoz’lu Karagöz/Sağduyunun mimarı/Halkımın gören gözü/Sözün saat ayarı/Laf alıp, laf satmanın/Elbet vardır yararı/Kurar hemen pazarı/O halkımın edası/Hakça sözün pınarı/Nüktedan hazır cevap/Söz mülkünün mimarı.