Tarihte Yolculuk – Türkye’de bir başka örneği olmayan – Balık Müzesi

Araştırmacı Yazar Nazif Karaçam’ın bir köşe yazısında150-160 yıllık bir  müzecilik tarihimiz olduğunu okudum. Bu gün ülkemizde 300’e yakın müze varsa da bunların bir çoğu kapalı bulunmaktadır. Oysa ABD müze sayısı ve çeşidi bakımından dünyada 1. sırada gelmektedir.

Nazif Karaçam’ın yazısına göre Amerika’da 17.000, Almaya’da 6.500, İtalya’da 3.750,  Avusturya’da 2.400, İngiltere’de 1.350, Fransa’da 2.207 müze bulunmaktadır.

Müzeleri bazen yalnız, bazen eşim, bazen arkadaşlarımla gezdiğimde şaşırdığım da olmuştu, üzüldüğüm de, ülkemin kültürüyle gurur duyduğum da….

Ressam arkadaşım Ülker Eroğlu Çelik’le zaman zaman İstanbul’un güzelliklerini karelemek amacıyla dışarıya çıkıyoruz. Bu defa ayaklarımız  ve yüreğimiz  bizi Kocamustafapaşa sahilinde “Balık Müzesi”ne götürdü. Balık sözü dilimizde belki hemen hemen her gün kullanılmakta. Balıkta omega 3 var, haftada iki gün, üç gün yiyin gibi tavsiyeler yanında kahve falında fincanın içine bakıldığında balık gördüm kısmetin var denir. Balık çeşitlerini  konuşup dururuz. Balina, palamut, hamsi mezgit, gibi…. Biz de Samatya sahilinde yeşil ve mavinin arasında adım adım bu güzelliğin tadına vara vara yürüdük. Bir yanımız mavinin her tonunun oynaştığı balıkların evi, sarayı, köşkü, güzel Marmara Denizi. Bir yanda Şubat ayı olmasına rağmen toprağı gölgede bırakmış başlarını dışarı çıkarmış cennet rengi yeşil  arasında adım adım adım müzeye ilerliyoruz.

Kocamustafapaşa Barınağı’nda kurulan mütevazi müzede Türkiye sahillerinde yakalanmış 350 balık türü sergileniyor. Balıkçılar, Türkiye’nin bütün sahillerinden avladıkları balıkları Kocamustafapaşa’daki müzeye yolluyor. Türkiye Balıkları Müzesi K.M.P. Çevre Koruma ve Güzelleştirme Derneği’nin kurulur kurulmaz giriştiği ilk faaliyet. Fikir öyle tutmuş ki Türkiye’nin bütün sahillerinden balıkçılar buraya örnek göndermeye başlamışlar. Gelen her balık temizleniyor, ilaçlanıyor, ona uygun bir kavanoz ya da akvayrum temin ediliyor. Sonra çürümeyi engelleyen formaldehit  maddesinin içinde yatırılarak bu kavanozlara konuluyor. Ayrıca her kavanozun üstüne balığın Türkçe ve latince ismini avlandıkları yer ve tarihi belirten bir etikiet yapıştırılıyor. Dernek Başkanı Haydar Deniz bu işler için 9 Eylül Üniversitesi’nden yardım alıyor. Müzede sadece balıklar yok. Deniz kestanesinden kabuklara, Türkiye sahillerinde rastlanan mercanlardan kaplumbağa-lara, deniz atlarına, deniz yıldızlarına kadar başka türler de var. Hatta balıkçılar denizde buldukları amforaları da Haydar Deniz’e yollamış. Bunlar da 40 m2 lik müzenin dekoruna katkıda bulunuyor.

Müzede görülebilecek bazı deniz canlıları arasında erişkin olmuş tam    boy sergilenen bir camgöz köpekbalığı, 35 yaşında olduğu tahmin edilen bir kalamar (Gülnihal), Mersin’de  3 yıl önce  yakalanan 80 kg’lık orkinosun kuyruğu, yurtdışından gelmiş bir deniz kaplumbağası ile bir kirpi balığı, 10 yıldır Marmara’ya adım atmayan kırlangıç, Mersin Kolyoz, midyeler, istiridyeler, mercanlar, deniz yıldızları, kestaneler, istakozlar, yengeç ve pavuryalar, karidesler gibi böcekler yer alıyor.

Türkiye’de bir örneği olmayan bu müze  bu gün artık % 80 i gerçekten bilinçsiz avlanmadan gerekse çevre kirliliğinden Türk  deniz sularını terk etmiş balıklar cam kavanozlarda sergileniyor. 1991 yılında 15 balık  türüyle açılan müzede bugün 700 e yakın tür var.

Peri balığı; 19 Mayıs 1969 da  Çandarlı Körfezi’nde tutulmuş. Benekli Kırlangıç Kefken’de 20 Şubat 1973’de takılmış oltalara , Kurbağa Kayası 29 Temmuz 1972’de çıkmış Karadeniz’in soğuk suyundan. Pulatorina, Sübye, Berlam, hepsi Marmara balıkları; denizbiti, küçükbenekli kedi, çilli çarpan ve dahası…..

Tuzla açıklarında pembe, kırmızı mercanların oynaştığı; Büyükada Viranbağ sığlıklarında gezen karagöz, kolyoz, istavrit, uskumru, kılıç sürüleri, Yeşilköy Florya kıyılarında cirit atan barbunyalar, tekirler, kırlangıçlar, kalkanlar şimdilerde balıkçıların hatıralarında yaşıyor. Denizin henüz kirletilmediği, balık bolluğunun yaşandığı günleri, özlemle anlatan  Haydar Deniz; “Önce büyük balıklar kayboldu. Orkinoslar, kılıçlar. Büyük balık kayboldukça kademe kademe diğer balıklar da kayboluyor. Öyle de oldu. Bu gün iki yıl öncesine kadar Marmara’da avlanan balıklar bugün yok.  Mesala Mezgit, Marmara’da 2, 3 senedir mezgit yok. Bu gün Marmara’da tutmuş olduğumuz sadece İstavrit” diyor.

Denizlerimizi bir bir terk eden balıklar unutulmasın. Bizden sonraki nesile de bir şey kalsın fikrinden hareketle kurulmuş müzede balıklar başlangıçta kurutularak saklanırken adli tıp kadavraları korumada kullanılan özel bir sıvının varlığından haberdar olmuşlar. Sıvı içinde balıkların 500 seneye yakın bir süre bozulmadan saklanabileceğini öğrenen Deniz, balıkları cam kavanozlar içinde sergilemeye başlamış.

Balıkların latince isimleri konusunda İstanbul Üniversitesi Su ürünleri Fakultesi hocalarından destek alınmış. Karşılığında da fakultenin balık arşivinde olmayan balık çeşitlerinden verilmiş…

Tarihe yolculukta bir başka müzede görüşmek dileğiyle……