Tarihte Yolculuk – Zincirli Servi

İstanbul’un mistik ve kutsal mekanlarında, eski külliyelerinde, köşk ve saray bahçelerinde devasa gövdeleri ve görkemli görünümleriyle sıkça karşılaşılan insan hayatının 15-20 katı ömre sahip anıt ağaçlar, 900-1000 yıllık hayatları boyunca ülke tarihinin en önemli olaylarının canlı tanıkları.

Peki bizler çevremizdeki ağaçların ne kadar farkındayız?  Sultanahmet’te, Gülhane’de, Beyazıt Meydanı’nda, Eyüp Sultan Camii’nde ve Sümbül Efendi Dergahı’nda bulunan anıt ağaçların mistik ve folklorik hikayelerini biliyor muyuz?  Biz de anıt ağaçların gizemli dünyasını öğrenmek için, arkadaşlarım Ressam Ülker Eroğlu Çelik ve Gazeteci Mehtap Öztürk’le Kocamustafapaşa  Sümbül Efendi cami avlusundaki anıt ağacı  ve yanındaki türbeleri ziyarete gitmeye karar verdik. İstanbul’da 22 anıt ağaçtan  biri olduğunu öğrendiğimiz Zincirli Servi’ye doğru iki arkadaşımın çocukluk ve genç kızlık anılarının renkleri, sesleri ve tatları arasında camiye ulaştık.

İstanbul’un Fatih ilçesi Kocamustafapaşa semtinde Sümbül Efendi Camisi’nin avlusunda bulunan 1400 yaşında olduğu tahmin edilen Zincirli Servi’nin İstanbul folklorunda önemli bir öyküsü olduğunu öğrendik. Buna göre; Bu zincir, borcunu kabul etmeyenler ağacın altına getirilecek olunursa, zincir hareketlenerek borçlunun üzerine değermiş. Bu nedenle de alacaklı birçok kişi Osmanlı tarihinde Kadı’nın yerine şahitler önünde yakaladığı borçlusunu servinin önüne götürür ve onun vereceği hükmü beklermiş. Ancak Servi’nin üzerindeki zincir nasıl ve ne şekilde hüküm vereceği de bilinmez. Zincirli Servi ile ilgili  bir başka inanışa göre de bu zincir kıyametin kopmasını önlüyormuş. Zincir yerinden kopup düşecek olursa o zaman kıyamet koparmış.

Yüzyıllar serviyi öylesine yıpratmış ki nihayet zinciri taşıyamamış, yerinden koparak yere düşmesin diye zincir İstanbul Beledeyesi müzesine kaldırılmış.

Bu ağacın yanında tunç şebekeli, üzeri kitabeli, mevsimine göre açan çiçeklerle bezeli bir mezar bulunmaktadır. Bu mezarla ilgili de bazı inanışlar vardır. İslam tarihçilerine göre Hz. Hüseyin’in şehit edilmesinden sonra ailesi esir edilmiş, önce Şam’a getiril-miş, sonra da Yezid onları, Medine’ye göndermişti. Zincirli Servi’nin yanındaki bu mezar Hz. Hüseyin’in Fatma ve Sakine isimlerindeki iki kızana aittir. Bu kızların Arap Yarımadası’ndan İstanbul’a ne şekilde geldikleri de bilinmiyor. Tarihi belgelerle ispatlanamayan bu geliş iki şekilde olmuştur.

Bunlardan birine göre Yezid Hz. Hüseyin’in kızları-nı Bizans imparatoru IV. Konstantin’e cariye olarak göndermiştir. Diğer rivayete göre de Yezid, kızları Mısır’a deniz yolu ile gönderirken, gemi korsanların hücümuna uğramış, içerisindekiler esir edilerek İspanya’ya götürülmüştür. İspanya Kralı da esirler arasından seçtiklerini IV. Konstantin’e hediye olarak göndermiş ve bunların arasında  da Hz. Hüseyin’in kızları İstanbul’a gelmiştir.

Bir başka rivayete göre de bu iki kızı Haçlılar Beyrut’tan İstanbul’a getirmiştir. IV. Konstantin bu kızların Hz. Hüseyin’in kızları olduğunu öğrenince onların diğer esirlerden ayırmış ve bugünkü Kocamustafapaşa Camisi’nin bulunduğu yerdeki Hagios Andreas Manastırı’nda misafir etmiştir. İmparator kızları kendi oğulları ile evlendirmek istemişse de kızlar kendilerine yapılan evlenme teklifine ancak kırk gün sonra cevap vereceklerini söylemişlerdir. Verilen süre bittiği zaman cevabı almaya gidenler iki kardeşin birbirlerine sarılmış, üzerlerine nur inmiş cesetleri ile karşılaşmışlardır. Bunun üzerine Tahire-i Muhteremeler diye isimlendirilen bu iki kardeş bu günkü Kocamustafapaşa Camisi’nin avlusunda Zincirli Servi’nin yanına gömülmüşlerdir. Sonraki devirlerde mezarın yeri kaybolmuştur.

İstanbul’un fethinden sonra Sümbül Sinan Efendi  bu rivayetleri göz önüne alarak buraya bir mezar yaptırmış yanına da bir Bektaşi tekkesi kurmuştur.  Ayrıca ölümünden önce de “Beni Tahire-i Muhteremelerin ayak ucuna gömünüz” diye vasiyet etmiştir.

Sultan II. Mahmut kendisine nakledilen rivayetlere ve gördüğü rüyalara dayanarak Zincirli Servi’nin altına tunç  şebekeli bir açık türbe yaptırmış, üzerine de devrin ünlü hattatı Yesarizade Mustafa İzzet Efendi’nin  italik yazılı bir kitabesini koydurmuştur.