Tarımsal destekler, gerçek üreticiler ve değerlerimiz

223

2020 yılında önceki yıllara göre alışık olmadığımız üzücü birçok olaylar ile karşılaştık. Doğal felaketler, üzücü olaylar derken bir anda dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs (Covid-19) ile öyle bir karşılaştık ki bize çeki düzen verme misyonunu üstlenen Covid-19 bu anlamda da bayağı başarılı oldu diyebiliriz.

Pandeminin ilk döneminde yaşananlar ve alınan önlemler çerçevesinde kritik bir süreç yaşadık. Çoğunluğumuz alışık olmadığımız şekilde evlerimizde oturarak olan biteni anlamaya çalıştık. Bu süreçte toplum olarak birden tarım ve hayvancılığımızın ne kadar önemli olduğu anladık ve çiftçilerimizi baş tacı ettik. Acaba bu duyarlılık ne kadar devam eder, kalıcı olur mu diye meraklanırken tedbirlerin gevşetilerek yavaş yavaş normalleşmeye dönülmesiyle maalesef toplumsal duyarlılığımız ile birlikte üreticilerin sıkıntısını ortadan kaldıracak devletin tarım politikalarının da samimi olmadığını gördük. Aslında içinde bulunduğumuz kritik durum, bize bazı ders çıkarmamız için fırsat da tanıdığını iyi niyetli düşünürken, toplumsal duyarsızlığımızın yanında karar veren yetkililerin de düşüncelerinin değişmediğini görüyoruz.

İçinde yaşadığımız kaosun neresinde olduğumuzu bilemediğimiz halde, en ufak bir tereddütlü ortamda hemen marketlere koşarak başta makarna olmak üzere tüm gıda raflarının hızla boşaldığını gördük. Hepimiz önce gıdamızı garanti altına almak istiyoruz. Bu davranışı olağan olarak değerlendirebiliriz. Ancak herkesin böyle düşünmesi gerekmediği halde yetkililerin, karar vericilerin ve otoritenin bu yaşananları da yorumlayarak daha üst ölçekli düşünmesi gerekmektedir. Her ne kadar normalleşme sürecine girsek de içinde bulunduğumuz olağanüstü halin ne kadar süreceğini bilemiyoruz. Ancak normalleşme süreci ile içinde bulunduğumuz yaz aylarında daha düşük tedbirlerle yaşamımız devam etmektedir. Alınan tedbirlerin etkisi kadar sonuçları olacak elbet. Kriz doğru yönetilirse en az kayıpla atlatabileceğimizi düşünüyorum. Bunu bekleyip göreceğiz. Ancak bu süreci iyi yönetip, en az kayıpla atlatsak bile sonrası gerçekler ile, hem de acı gerçekler ile karşılaşacağımız kaçınılmazdır.

Bu düşüncelerimi örnekle de somutlaştırmak istiyorum. İnsanoğlu yaşamını devam ettirebilmek için üç temel ihtiyacı vardır.

GIDA, GİYİNME, BARINMA… 

Bunlardan ilki yani gıda her yaştan canlının yaşamını sürdürebilmesi için en temel ihtiyaçtır. Biz insanlar klasik olarak sabah, öğlen ve akşam olmak üzere yiyecek tüketmekteyiz, tüketmek zorundayız. Bunun yanında sosyalleştiğimiz anlarda da ortaklaşa birçok şey tüketiriz. Giyinme de önemli olmakla birlikte göreceli olup daha kıt kaynaklar ile yetinilebilir. Barınma da bizleri dış etkenlerden koruması yaşamımız devam ettirebilmek açısından yeterlidir. Ancak gıda ihtiyaç ve süreklidir.

Peki bizim bu en temel ihtiyacımız olan gıdayı kim karşılamaktadır? Tabi ki çiftçiler. Bu arada çiftçilik mesleğini de irdeleyelim biraz.

Çiftçilik diğer tüm mesleklerden farklıdır. Meslek olmanın ötesinde sonradan kazanılan değil atadan, dededen gelen bir gelenek, bir yaşam biçimidir. Kısaca özeti gelenek içinde yetişmişseniz ancak çiftçi olabilirsiniz, ailenizde ve geçmişinizde çiftçilik yoksa siz bu işi yapmanıza imkan yoktur. Denersiniz, yatırım yaparsınız, çabalarsınız… Ancak sizde bir şey yoksa nafile. İşte bu gerçekleri göremezsek tarım ve hayvancılığı, şirketleştirme, entelektüelleştirme çabaları toplum olarak geleceğimizi karanlığa sürüklemeden başka bir işe yaramaz.

Çiftçilik böylesine önemli iken hala uygulanan politikalar ve alınan tedbirler gerçek üreticiler için değil de sermayeye hizmet ettiği sürece sorunlarımız artarak çoğalacaktır. Her türlü pozitif ayırımcılığa rağmen çiftlik-şirket tarım ve hayvancılığının durumu ortadadır.

Pandemi dönemi birçok tedbirler alındı. Tartışmaların odağında ve ülke olanakları çerçevesinde tarım hariç diğer sektörlere değişik yardım paketleri açıklandı. Pandemi dönemi nerdeyse herkesin gözbebeği olan gerçek üretici olan çiftçilerimiz sadece toplumsal telaşımız içerisinde bir anda akıllara geldi ve orada kaldı. Ne pandemi ne de sonrası için umut verici destek göremediler. Hepimizi bir anda etkisi altına alan salgın sırasında tarım ve hayvancılığın desteklenmesi amacıyla 25 Mart 2020 tarihli Resmi Gazetede Tarımsal Üretime Dair Düşük Faizli Kredi Kullandırılması Tebliği çiftçilerimizin hevesini kursaklarında bıraktı. Denilebilir ki bu olanaklardan herkes yararlanabilir. Ancak gerçek öyle değil. Olanaklardan yararlanabilmek için ortaya konan koşullar hiç te öyle küçük üreticinin yararlanabileceği gibi değil. Yine sermaye için yapılmış bir düzenleme. Ne olurdu içinde bulunduğumuz durumdan bir ders çıkarsak ta gerçek üreticilerin gerçek çiftçilerin bu olanaklardan yararlanmasını sağlayabilseydik. Bu tebliğ ile bir anlamda “Dağ Fare Doğurmuştur.”

Necdet Göç
Türkiye Ziraatçılar Derneği
Kırklareli Temsilcisi