Ticaret Hayatında Devrim

01.07.2012 Tarihinde resmen yürürlüğe giren Yeni Türk Ticaret Kanunu bir devrim niteliği taşıyan değişiklik ve yeniliklerle Ticaret hayatımızı yeniden şekillendirecek.

Kanun ilk anda ticaret yapan her kesimi korkutacak niteliklere sahip. Öngörülen ceza ve hapis uygulamaları “Bu şartlar altında ticaret yapılır mı?” sorusunu gündeme getiriyor. Hayat devam ettiğine göre, insan ihtiyaçları da devam edecek. Bu ihtiyaçlar bir şekilde karşılanacağı için ticaret devam edecek. Ancak hiçbir şey eskisi gibi olmayacak artık.

 

Büyük sermayenin kendi ihtiyaçlarına göre şekillendirdiği yeni Dünya düzeni, ticaret hayatımız kadar sosyal hayatımızı da etkileyecek. Sınır tanımayan Uluslararası güçlü sermaye gurupları, ticaret için gittikleri ülkelerde, ülke kanunları yanında kendi özel kanunlarını da beraberinde getirerek sermaye’ ye koruyucu bir kalkan oluşturmak istemektedirler. Bunun için ülkeler yeni yasalar çıkarmaya, daha doğrusu sermayenin ihtiyaçları ve arzuları doğrultusunda yasalar çıkarmaya zorlanmaktadırlar.

Yatırım yapmak istediği ülkeye giden sermaye öncelikle güvenli bir çalışma ortamı istemektedir. Avrupa’ da örneği görüldüğü gibi, çalışan gurupların, iyi ve verimli çalışabilmesi, sermayenin çıkarlarına iyi hizmet edebilmesi için, sağlıklı ve huzurlu çalışan guruplara ihtiyaç duymaktadır. Bu sebeple, çalışanın çalışma ve sosyal hakları yeniden düzenlenerek, işçilerin hak aramak için bir sendika çatısı altında birleşmelerini gereksiz kılmaya çalışmaktadır. Aracı sendikalara ne gerek var. İşçiye ve çalışanlara bir hak verilecekse, o hakları da biz veririz. Sağlıklı, mutlu ve huzurlu çalışanlar sermayenin ihtiyaçlarına daha iyi hizmet ederler. Geçmişte yaşadığımız kötü örnekler de sendika yöneticilerinin sendikaları sarı sendikacılığa, sendika ağalığına taşıdıkları düşünülürse, bu olay sermayenin elini güçlendirmektedir.

Uluslar arası sermaye geliştirdiği yeni ulaşım ve haberleşme teknolojileri ile dünyayı küçülterek, adeta bir kasaba, köy boyutlarına taşıdı. Bugün için dünyanın her köşesi ile haberleşmek, gidip gelmek anlık olaylar. Uydu bağlantılı cep telefonları sayesinde her yer parmaklarımızın ucunda. Bir ülkeden bir ülkeye uçaklar sayesinde sabah gidip, akşam gelmek mümkün. Sabah kahvaltısını evinde yapan bir iş adamı, öğle yemeğini Paris’ te yedikten sonra akşam yemeği için tekrar evinde olabiliyor. Bu hızlı iletişim ve hızlı ulaşım ister istemez hızlı bir ticaret hayatı gerektiriyor. Bu hızlı gelişime uyum sağlayamayan ticaret şirketleri ve ülkeler, bir müddet sonra uluslar arası sermaye’ nin denetimine girmek zorunda kalacaktır. Çünkü bugün gelinen noktada, hiç kimseyi cep telefonu kullanmaktan, internet kullanmaktan, lüks ve güzel oto kullanmaktan uzak tutman veya soyutlaman veya yasaklaman mümkün değildir. Çünkü sosyal hayatın çarkları kendini her dakika yenilemekte olan uluslararası sermaye için dönmektedir.

Uluslar arası Sermaye 2001 yılında yaşanan ENRON KRİZİ ile çok büyük mali kayıplara uğradı. ABD’ nin en güvenilir yatırım şirketi olan ENRON bir gecede hisselerinin % 99’unu kaybetti ve battı. Bu şirketin batışı ile ABD de binlerce yatırımcı çok ciddi boyutlarda maddi zararlara uğradı. Bir gün önce 80 dolar olan bir hissenin değeri 0,01 dolara gerileyerek müthiş bir zarar oluştu. Bu şirketin batışı ile Uluslar arası finans dünyası ve bankalar büyük kayıplara uğradılar. Bu çöküşten maalesef ülkemizde payını aldı. Ülke kaynaklarının % 60’ı bir gecede eriyip gitti. Yani Uluslar arası finans dünyası öyle bir dünya oluşturdu ki dünyanın öteki ucundaki şirketin batışı bizim de batışımız oldu. İmar Bankası örneğini hepimiz hatırlarız. Bütün güçlü bankalar birbiri ardına battı gitti. “Ekonomik Mucizeler” yaratmak için ülkemize gelen Uluslar arası sermayenin güçlü ve bilgili ismi KEMAL DERVİŞ bile bu çöküşü önleyemedi ve gitmek zorunda kaldı. Her ne kadar geldiği gibi gitmedi ise de, ülkemizin kaynaklarının % 60’ını yok ederek gitti. Ardından Ecevit hükümeti ve DSP, ANAP, DYP gibi siyasi partileri de sürükleyerek.

Uluslar arası finans dünyası bu çöküşün nedenini Arthur& Anderson isimli Denetim Şirketine fatura etti. Dünya’ nın en güvenilir denetim şirketi olan bu denetim şirketi, yaptığı yanlış ve kasıtlı raporlamalar ile, aslında zarar etmekte olan ENRON Şirketini karlı gibi göstermiş, yanlış bilgi ve raporlar ile gerçekleri yatırımcılardan gizlemiştir.

Bu tecrübe sermayeye doğru bilgi ve doğru denetimin ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Sermaye yatırım yapacağı şirket veya ülkenin denetim raporlarına ve şirket bilgilerine ancak ciddi bir denetim ve tarafsız raporlar ile ulaşabileceğini anladı. Adına kısaca UFRS (Uluslararası Finansal Raporlama Sistemleri) dediğimiz denetim ve raporlama sistemleri ile ilgili çalışmalar başladı. Uluslar arası sermaye doğru bilgi ve rapor elde edebilmek için, ciddi ve bağımsız bir denetim olması gerektiğini ve bunun içinde gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini anladı. Bunu uygulayabilmek içinde her ülkeye Uluslar arası standartlara uygun muhasebe ve denetleme standartları getirme mecburiyeti kondu. Türkiye TFRS ile böylece tanışmış oldu.

Doğru ve güvenilir bilgiye ancak, uluslar arası normlarda yapılmış bağımsız bir denetim ve kurallara uyulmuş vergi kayıtları ile ulaşmak mümkündür. İşte bize ters gelen ve bu yasalarla artık ticaret yapılmaz dedirten taraf burasıdır. Yıllarca ciddi hiçbir denetim görmemiş, istediği kadar vergi verip, defter ve muhasebe kayıtlarını gelişi güzel düzenlemiş, şirketin muhasebe bölümünü en gereksiz ve can sıkıcı bölüm olarak gören ticaret hayatımız, böyle sıkı bir denetim ve kayıt düzeni karşısında zorlanmaya başlamıştır. İşin en sevmediğimiz tarafı şirketimizin ve ticaret hayatımızın başkaları tarafından denetlenmesidir. Başkasının değil denetlemek amaçlı, devletin vergi amaçlı denetimleri bile politikacıların son anda araya girmesi ile engellenmişken, bağımsız denetçi de neyin nesi.

Bilgi ile güçlenen uluslar arası sermaye kendi güvenliği için kimsenin gözünün yaşına bakmadan gerekli şartları önümüze koymuştur. Benimle ticaret yapmak istiyorsan, yaşamak istiyorsan benim koyduğum kurallara uyacaksın, başka alternatif yoktur. Şirketlerimiz dünyaya ihracat veya ithalat yapmak istiyorsa kural bu.

Aslında bu kadar kurala, çetrefilli laflara gerek olmaması gerekirdi. Çünkü hayatın akışı içinde güven, doğru bilgi, tarafların bir biri hakkında soruşturma ve bilgi toplama hakkı hep bildiğimiz konular değil midir? Doğru olması gerekene neden şaşırıyoruz anlamadım. Bugün uluslararası sermayenin bize dayattığı bu laflar bize bir yerlerden tanıdık gelmiyor mu? Eskiden esnaf ve lonca teşkilatlarımız bu özellikleri ile ön planda değimliydi. Dürüstlük ve güven bizim en öğünerek bahsettiğimiz özelliklerimiz değil miydi?

Bizim yıllar önce kaybettiğimiz GÜVEN, DÜRÜSTLÜK ve DOĞRU BİLGİ gibi güzellikleri uluslarası sermaye bize yeni bir paket gibi sunmaktadır. Denetlenmekten, doğru ve güvenilir olmaktan ve dürüstlükten korkmayalım. Biz zaten dürüst, sözüne ve dostluğuna güvenilir bir toplumuz.