Topçular Köyü

Kırklareli İl Merkezi’ne 45 km, Kofçaz İlçesine 20 km uzaklıkta bir dağ köyümüzdür Topçular Köyü.

Her köyde yaşanan göç olayı Topçular Köyü’nü de olumsuz etkilemiş ve köyde ikamet eden nüfus oldukça azalmıştır. Gençlerin iş bulma umudu ile Kırklareli, civar İl’ler ve özellikle İstanbul’a göç etmesi ile köyde oturan insan sayısı 150 civarındadır. Kalanlar genelde emekli yaşlılar olunca köyde okula gidecek çocuk kalmamıştır. Bir zamanlar cıvıl cıvıl çocuk sesleri ile şenlenen ilkokul kaderine terk edilmiştir. Zaman zaman köye misafir geldikçe veya yılda bir defa Topçu Baba kurbanı sebebiyle misafirlere ikram hazırlama amacıyla kullanılmaktadır. Bakım ve onarımı köy muhtarlığınca yapılmaktadır.

Köye gittiğimizde, köy muhtarı ve köy sakinlerini kahvede bekler bulduk. İş zamanı olduğu için herkes tarlada, bahçede meşgul. Geçim sağlayacak bir iş olmasa da aylak oturmaktan iyidir diyerek bağda bahçe-de bir şeyler ile oyalanıyorlar. Yaşları biraz daha genç olanlar küçükbaş hayvancı-lıkla meşgul. Süt para yapmıyor, et para yapmıyor, köylü ürettiğinden para kazanamıyor ama yine de vazgeçilmez bir çaba içindeler. Süt fiyatlarının biraz daha iyileşmesini bekliyorlar. Artan yem fiyatları karşısında bu işleri de sürdürmeleri imkansız.

Köy Osmanlının Balkanlara ilk yerleşmeye başladığı yıllarda kurulduğu tahmin edilen bir Bektaşi köyü. Köy ismi ile özdeşleşmiş Topçu Baba ile birlikte anılıyor. Topçular Köyü denilince ilk akla gelen Topçu Baba oluyor.

Topçu Baba hakkında çeşitli efsaneler söyleniyor. Yazılı belgeler olmadığı için söylentiler arasında bazen yüz yıl fark oluyor. Topçu Baba’nın ismine dayanılarak söylenen Topçu Subayı efsanesi zamanlama yapılınca biraz boşlukta kalıyor. İlk efsanede söylenen Horasan Erenlerinden, Hacı Bektaş Veli öğrencilerinden olması yörenin Osmanlı yönetimine girmeden önceki yıllara gitmemizi sağlıyor. Hacı Bektaş Veli’nin yaşadığı yıllar olan 1209-1271 yıllarında daha Osmanlı Devleti kurulmamıştı. Bektaşilik öncelikle Anadolu’ya Anadolu Selçuklu Devleti zamanında yayılmaya başladığı zaman Balkanlara daha ulaşamamıştık.

1300’lü yıllarda Sarı Saltuk’un Makedonya, özellikle Ohrid’e başlayan Bektaşilik çalışmaları 1360-65 yılları arasında Edirne ve Kırklareli’nin alınışı ile hızlanmaya başlar.

 

Balkanlar’a yerleşime gelenler, Anadolu’dan göç eden Türkmen boyları, Bektaşiliğe yakın olan Şamanizm’in Orta Asya’dan gelen öğretileri ile bu kültür ve inanca yakın Türk boylarıdır. Öyle olunca Bektaşiliğin Balkanlar’da kabul görmesi kaçınılmazdır. Ayrıca ilk gelenler zaten iyi eğitim görmüş akıncı kollardır. Bu uç beyleri hem iyi bir askeri eğitim hem Bektaşi kültüründen nasip almış akıncılardır. Topçu Baba işte bu yoldan Kırklareli civarına gelmiş bir akıncı beyi olabilir. Topçu subayı olduğu efsanesi ancak bu şekilde açıkla-nabilir. 1.Murat zamanında Osmanlı Ordusu yeniden yapılanırken Topçu Ocaklarının kurulması ile çağın en modern ordusu haline gelmiştir. Ancak bu toplar daha ziyade hareketli birlikler için küçük boyutlarda toplardır. Taşınma kolaylığı orduya hareket kabiliyeti sağlamış ve 14. yüzyılın en modern silahı olmuştur. Daha büyük çaplı toplar ise ancak Fatih Sultan Mehmet’ in İstanbul kuşatması sırasında kullanılmıştır. İstanbul Surlarını döven büyük toplar, (Sahra Topu denilen) Kırklareli Demirköy dökümhanesinde Macar Top Ustası Urban’ın yardımlarıyla yapılabilmiştir.

Topçu Baba’yı ister Horasan Ereni, ister Topçu Subayı olarak kabul edelim, sözün özü Bektaşiliği Kırklareli ve civarına yayma uğraşı veren bir Bektaşi Babasıdır. Adına yapılan Türbesi yüzlerce yıldır ziyaret edilmektedir. Birçok efsane anlatılmıştır. Doğruluğunu kanıtlayacak bir yazılı belge olmadığı gibi bugün bunu kanıtlama ihtiyacı da yoktur. Halk bir defa efsanelere inanmıştır. Efsanelerini de gerçeğe dönüştürme ihtiyacı yoktur, önemli olan inanmaktır. En çok kabul gören ve anlatılanı, susuz kalan asker ve köylülerin su ihtiyacını dirseği ile açmış olduğu pınardan karşıladığıdır. Çeşitli yorumlarla anlatılır. Bugün için öyle taşı delecek kuyu açacak kuvvette dirseğe sahip kimse kalmamıştır. Ancak “şeyh uçmaz müritleri uçurur” sözünü anımsatırcasına bir dirsek darbesi ile kuyu açılabilmektedir.

Aslında Topçu Baba’nın böyle efsanelere ihtiyacı yoktur ama, halk bir şeylere inanmak ihtiyacını duyu-yorsa eğer, efsanesini de kendi yaratır. Bugün Topçu Baba’nın türbesini ziyaret ederseniz yolun girişinde ağaçlara beşik şeklinde bağlanmış bezler görebilirsiniz. Bazıları daha ileri giderek Türbenin içindeki çatı ağacına bile beşik şeklinde çaputlar bağlamıştır. Topçu Baba’nın çocuğu olmayan ailelere çocuk bağışlayacağı inancı hakim olmaya başlamıştır. Eğer Topçu Baba Türbesine dilekte bulunup beşik şeklinde bez bağlarsan çocuğun olacaktır inancı çevrede gittikçe yayılmaya başlamıştır. Efsanelerin hurafelere dönüşmeye başlaması oldukça tehlikeli bir gidiş haline gelmiştir.

Ancak bir efsane de bizden olsun ve sadece öyle kalsın, inanca fazla zorlamaya gerek olmasın. Ben bu yıl yapılacak Topçu Baba etkinliklerine katılmak istiyordum. Ancak etkinlik günü önemli bir işim çıktı ve katılamadım. Ancak gerçekten çok istemiştim. Etkinlikten sonraki hafta gidebildim. Köye gelmeden birkaç gün önce muhtara haber vererek geleceğimizi bildirdik. Muhtar 26 Haziran Perşembe günü için randevu verdi ve köye gittik. Görüşmelerimizden sonra misafir olarak öğle yemeğine davet edildik. Muhtar yemekte sürprizi anlattı. 14 Haziranda yapılan Topçu Baba etkinlikleri için ADAK OLARAK ADANAN KURBANLARDAN BİR TANESİ KAÇMIŞ. Kurban, Tatlıpınar Köyüne kadar giderek bir sürüye karışmış. Sürü sahibi Topçu Baba muhtarına telefon  ederek kurbanlarının köyde olduğunu bildirmiş. Muhtar Gül Baba için bekletilmesini ve köye misafir gelince haber vereceğini söylemiş. İşte o gün o misafir biz olduk. Topçu Baba etkinliklerinde kısmet olmayan kurban etini on gün sonra yemek kısmet oldu. Hadi şimdi nasip, kısmet denilen bir inanca inanma. Ruhun şad olsun Topçu Baba.

Topçu Baba’nın türbesi dışarıdan bakınca bir insanın boyundan daha alçak bir bina. Ancak binanın içinde çatıda ki sır insanın aklını karıştırıyor. Kalın meşe ağaçlarından bir orta direk etrafında sekizgen şeklinde bir çadırı andıran ağaç işçiliği muhteşem bir sanat eseri. Zannedersem bugüne kadar kimse başını kaldırıp bakmamıştır çatının içinde ne var diye. Bu olay bizi yine Orta Asya Türkmenlerinin sekizgen şeklinde yapılan ve ortasında “ORTA DİREK” diye tanımlanan bir direğin etrafında sekizgen bir yapı. Bu sekizgen olayı bizi Orta Asya horasan erenlerine götürmektedir.

Topçular Köyü ile özdeşleşen Topçu Baba köye ve tarihe damgasını vurmuş ama köyde bir başka baba türbesi daha var, Mercan Baba. Mercan Baba uzun yıllar Topçu Baba’nın gölgesinde kalmış, haksızlık yapılmıştır. Mercan Baba, tıpkı Topçu Baba gibi Horasan erenlerinden olduğu tahmin ediliyor. Türbesinin önündeki Dolmen mezarı ise bizi daha eskilere sürükleyebilir. Orta Asya geleneğimiz olan dolmen mezarları ayrı bir inceleme konusu. Mercan Baba ile bir bağlantı kurulamıyor.

Mezar taşının ön tarafında bulunan küçük bir delikten geçen insanların günahlarından arınacağına ve o delikten sadece ruhları kalpleri temiz insanların geçebileceğine dair inanç bugün dahi yaşatılıyor. Çok daha şişmanların geçebildiği delikten, daha zayıf insanların geçemeyişi Mercan Baba efsanesine olan inancı güçlendiriyor. Topçu Baba gibi adına kurban adanmıyor ama türbesi ziyaret edilip, ruhuna mum yakılıyor, dilekte bulunuluyor.

Mercan Baba türbesinin bölgeye hakim bir tepede bulunması, Mercan Baba türbesinin olduğu yerden Topçu Baba Tepesinin, Gül Baba Tepesinin ve Edirne Lalapaşa’da Muhittin Baba türbesinin bulunduğu tepelerin birbirini görmesi çok ilginç bir olay. Bu babalar ayni zamanda çok iyi birer coğrafya keşif uzmanı olmalılar. Yaklaşık 30-40 km menzilinde bir alanda birbirlerini görmeleri ve haberleşme imkanları yaratılması ilahi bir tesadüften ziyade çok iyi bir bölge incelemesi gerektirir.

İnsanlar bir şeylere inanma ihtiyacını duyu-yorsa eğer, efsaneyi de, hurafeyi de kendi yaratır. 2013 yılında Finlandiya-Helsinki’yi ziyaret etmiştik. Şehrin merkezinde çıplak bir kadın heykeli vardı. Heykelin çeşmelerinden akan suyun cinsel gücü arttırdığı, çocuğu olmayanların çocuğu olacağı efsanesi espri olarak uydurulmuş. Adana’dan ziyarete gelen bir guruptan arkadaşlar bu şifalı sudan içmişler. Adana’ya dönüşte suyu içenlerin ikiz çocukları olmuş. Bir yıl sonra tekrar teşekkür ziyaretine gelmişler. Bu hikaye çok tutmuş, olmuş bir efsane. Rehberler her gelen guruba bu hikayeyi anlatıyorlar. Belki bir kaç yüz yıl sonra gerçekten efsane olacak ve herkes inanıp içtiği sudan ikiz çocuk bekleyecek. Sonra inanma bakalım. Yaratılan hikaye efsaneye nasıl dönüşüyor. Bizim şansımıza havuz ve çeşmeler bakımda olduğu için su akmıyordu. İkiz hikayesi bir başka sefere kaldı. Şansımız ikizden yana değilmiş.

Topçular Köyü, Topçu Baba ve Mercan Baba ile birlikte Bektaşi gelenekleri ve öğretisinin yaşandığı, dini hurafelerle değil akıl, bilim ve gerçek ışığında yaşayan, insana saygı gösterip değer veren tarihi geçmişine efsanelerine sahip çıkan, ancak efsanelerini hurafeleştir-meyen aydın insanların yaşadığı bir orman köyü. Her ne kadar şehirden uzak sınır boyunda yaşasalar da, gözden ırak olmalarına rağmen gönülden ırak olmayan güzel insanların yaşadığı bir köy. Herkes zorunlu olarak köyden göç etmek zorunda kalmış olsa bile iki dönem Kofçaz İlçesini temsilen İl Genel Meclisinde görev yapmış olan Hasan Dağ’ın köyde yaptığı yatırımlarla yeniden canlanma ümidini yaşamaya başlamış. Hasan Dağ ve babası Selahattin Dağ köyde örnek bir tarım uygulaması başlatmış. Yüz altmış ceviz ağacı ve bir o kadar badem ağacı ekmek suretiyle oluşturdukları fidanlık örnek alınması ve mutlaka görülmesi gereken bir çalışma. Köyde alternatif tarım olanağını uygulayarak köylüye örnek olma gayreti içindeler. Eğer proje başarılı olursa birkaç yıl içinde Topçular Köyünü ceviz ve badem cenneti olarak görme ihtimalimiz olacak.

Yüzlece yıldır devam etmekte olan Topçu Baba etkinlikleri köy muhtarlığının organizesinden çıkarak 1997 yılında Selahattin Dağ başkanlığında “Topçu Baba Kültür ve Dayanışma Derneği” adı altında dernekleşerek düzenli organizasyon haline gelmiştir. Dernek çalışmaları ile Topçu Baba Etkinlikleri Türkiye geneline sesini duyurmuş ve Kırklareli’nin tanıtımına büyük katkısı olmuştur.

Dernek 9 Ocak 2010 tarihinde Topçu baba geleneğinin, alevi ve Bektaşi kültürünün tanıtımına katkısı olması amacı ile Kırklareli Cumhuriyet mahallesinde 200 Konutlar arkasında “Topçu Baba Kültür Merkezi”nin temelini atarak Kırklareli’ne güzel ve anlamlı bir eser kazandırma çalışmasına başlamıştır. Cem Evi niteliğindeki Topçu Baba Kültür Merkezi’nde yapılacak toplantı ve cem’lerde alevi-bektaşi kültürü geniş ve doğru bir şekilde anlatılacak ve yüzlerce yıldır bu kültür üzerindeki yanlış ve eksik bilgilerden dolayı uyandırılmak istenen haksız şüpheler ortadan kalkacaktır. Dernek yöneticilerine, emeği geçen ve katkıda bulunanlara, Topçu Baba ile Mercan Baba ve horasan erenlerinin selamları üzerlerinde olsun.