Toplumsal Kalkınma Nedir?

1979

2017 yılı için açıklanan ekonomik büyüme hedefimizin % 11.5 olarak gerçekleştiği yetkili makamlarca açıklanınca, ortaya önemli bir tartışma konusu çıktı. Bazıları rakamların gerçeği yansıtmadığını söyleyerek inandırıcı bulmadı. Ortaya çıkan sonuç her iki taraf için önemli tartışmalara zemin hazırladı. İnandırıcı olmayan kimdi ?. Rakamlar mı, yoksa açıklayanlar mı? Her iki durumda geldiğimiz sıkıntılı konumu gösteriyor. Hükümet tarafı ise daha basit bir çözüm üretti. Rakamlar doğrudur, bizi kıskananlar bu rakamlara inanmıyor. Keşke herkesin bizi kıskandığı bir kalkınma seviyemiz olsa idi. Onlara şarkı bile çalardık “Kıskananlar çatlasın….”.

Gelin hep birlikte nedir şu kalkınma?. Tarihsel bir süreçte biraz izleyelim.

Kalkınma kavramı; “yalnızca ekonomik büyümeden ibaret olmayıp, toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel, eğitim, çevre, kentleşme, vatandaşlık bilinci gibi alanlarda topyekûn ilerlemeyi ifade eden bir kavramdır.” Diye, özetlemiş bilim insanlarımız ve konular üzerine çalışmalar yapılmış, doktora tezleri hazırlanmış. Biz ise eğitimi, kültürü, sosyal gelişmeleri bir kenara itip, sadece ve sadece işin ekonomik yani parasal ( bir anlamda duygusal) boyutuna endekslenmişiz. Yeterli mi? Zaman içinde elbette yetersiz olduğunu üzülerek yaşamışız.

Kalkınma kavramı aslında insanlık tarihi kadar eski ve her kesimi ilgilendiren bir kavramdır. İnsanoğlu tarih boyunca yaşam koşullarını iyileştirmek için savaş vermiştir. Bu savaş bazen doğa ya karşı, bazen kendinden güçlü hayvanlara karşı ve bazen de kendi cinsine karşı olmuştur. İnsanoğlu hayatta kalabilmek için çalışmak, üretmek ve bu ürettikleri ile yaşamını sürdürmek zorundadır. Ancak bazen de ürettiklerini elinden alan “SAVAŞ” denilen cinayet oyununa karşı da direnmiştir. Çünkü kendinden daha güçlü olan kalabalık toplumlar, savaş bahanesi ile ürettiklerini elinden almıştır.

Dünya coğrafyasının doğusu ve genellikle Müslüman olan toplumlarda kalkınma ve özellikle toplumsal kalkınma bir anlam ifade etmemiştir. Kalkınma zenginlerin ve yöneticilerin işi olmuş, geniş halk kitleleri bu kavramın dışında tutulmuştur. Konu üzerinde konuşulmaya, yazılmaya ve hatta araştırma yapılmaya gerek kalmamıştır. Ancak Hıristiyan batı konuyu ciddiye almış konu üzerinde çok tartışılmış ve bilimsel araştırmalar yapılmıştır.  Batı bu bilimsel araştırmalar sayesinde doğunun yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömürerek kullanmış ve sanayi devrimini yaratmıştır.

Batılı ülkelerin yaratmış olduğu ekonomik büyüme zaman içinde doğu ülkelerinin ekonomik sömürüsüne dönüşmüştür. İki kutuplu bir dünyada Batı KAPİTALİZM-EMPERYALİZM ile anılmış, Doğu ise tanımsız kalmıştır. Sovyet Rusya’nın bu kapitalist emperyal sömürüye karşı hayata geçirmeye çalıştığı sistem olan KOMÜNİZM kısa sürekli başarılı oldu ise de gittikçe sosyalist emperyalizme dönüştüğü için, 80 li yıllarda çöküş yaşamıştır.

Kalkınma anlam olarak yalnızca ekonomik boyutu ile anlaşıldığında dört ayaklı bir masanın tek ayak üzerinde duramayacağı gibi dayanaksız kalmış ve yuvarlanmıştır. Tek bacaklı masayı ayakta tutuğunu zannedenler ise cambaza bak gibi bir aldatma ile kandırılmışlardır. İşte bu sebepten dolayı Doğu ülkelerinde ve özellikle Müslüman ülkelerde KANDIRMA-KANDIRILMA-KANDIRLDIM gibi kavramlar siyasal literatürde çok kullanılır olmuştur. Yalan ve kandırma-kandırılmaya dayalı bir siyasetin yönettiği toplumlarda yozlaşan, toplum için bir şey üretemeyen siyaset ve siyasetçilerin yetişmesi ve yönetimlere hakim olması kaçınılmaz olmuştur. Bu tür siyasilerin hakim olduğu toplum ise önce yolsuzluk, daha sonra da yoksulluklarla tanışmıştır.

Bütün bu tespitlerden sonra öncelikle nereden işe başlamalıyız diye soracak olursanız eğer, size cevabımız “ bütün bu yozlaşmaya sebep olan nedir” diye başlayalım isterseniz. Evet, geniş halk kitlelerinin yoksullaşmasına, kültürde, sanatta, sosyal hayatta ve en önemlisi ekonomide neden gelişemediğine sebep olan kimdir ve hangi olaylardır?

Önce siyasetten başlayalım.

MUSTAFA KARACA