TÜCCARLAR VE ZANAATKARLAR -5-

PARA GÜÇ VE VİCDAN

 

Pazarlarda insanların ihtiyaçlarının direkt olarak değiş tokuş yapma devrinden, alış veriş devrine geçilince ve ölçü birimi olan PARA ortaya çıkıp işlemlere yön vermeye başlayınca yeni bir sınıf insan çıktı ortaya; .TÜCCARLAR. Önce cesaret ve güçleri ile çalışan bu gurup, sermaye birikimini de tamamlayınca daha da güçlü ve güvenilir oldu. insanlar bu geçen zaman içinde çeşitli nedenlerle birbirleri ile savaşlar yaptı. Devletler ve halklar tarihten silinip yok oldu, fakat tüccarlar daima bu savaşların ve yok olmanın dışında kalarak hep güçlendi. Hatta savaşlardan bile kazançlı ve güçlü çıkmaya başladılar. Sanki insanlar onları para kazanması ve güçlenmesi için birbirleri ile savaşıp, birbirlerini öldürmeye başladılar. Tüccarlar bu savaşlarda hep seyirci ve tedarikçi olarak kaldılar. O günlerden kalan bir söz bugün bile hala geçerliliğini yitirmemiştir. “TÜCCAR SAVAŞMAZ”

Sermayenin bitmek tükenmek bilmeyen kazanma hırsı diğer gurupları da etkilemeğe başladı. Paranın gücünü elinde bulunduran tüccarlar insanların ihtiyaçlarını karşılamak için zanaatkarlar’ a siparişler vermeye, yani ihtiyaçları ve üretimi yönlendirmeye başladılar. Daha çok kılıç, daha çok ok, daha çok silah, daha çok kazanç demekti. Üretilen silahların tüketilmesi için daha çok insanın birbirini öldürmesi gerekse de, savaşlar körüklenmeye ve desteklenmeye başladı.

Bu gün bile hala ayni vahşet devam ettirilmekte değimli? Batıdaki silah ve mayın fabrikalarında üretilen mayınlar ile her yıl yüzlerce insan hayatını kaybediyor. Daha çok mayın üretmek daha çok kazanç ise, diğer taraftan daha çok insanın ölümü değil mi?

Yeni oluşan güçlü ve egemen sınıf diğer insanları paranın gücü ile kontrol altına almaya başladı. Sermaye sınıfı biraz daha beceri sahibi zanaatkarları da yanına, daha doğrusu emri altına alarak, üretimin dışına itilen ve sadece tüketici konumuna sürüklenen geniş halk kitlelerini istediği gibi yönetmeye başladı. Geniş halk kitleleri devletlerin ve orduların asker deposu, zanaatkarların üretimlerinin tüketicisi ve tüccarlarında kazanç ve sömürü kapısı oldu.

Eski yunanda kurulan şehir devletlerinde, halk yani yönetilen kesim, hiçbir konuda söz sahibi olmadan, önemli konularda fikri dahi sorulmadan, sadece emirleri yerine getiren, askere gidip savaşlarda ölen, barışta ise çalışmalarının bir kısmını yönetime vermek zorunda kalan bir insan topluluğu haline geldi. Tüccarları hegemonyasına giren yönetim kadroları artık zapt etmekte zorluk çektiği halk kitlelerini yeni bir gücün desteğini alarak yönetmeye başladılar. Gücün TANRI’dan aldığını iddia eden krallar ve hanedan mensupları..

 

Bugünün hanedan mensupları’da  bir çok uluslar arası şirketin kurucusu veya ortağı konumundadır. Ticaret hayatında duyduğu gücü yasalardan almakta, hatta yasalar çıkarları için yeterli gelmiyorsa, çıkarlarına uygun yeni yasalar bile çıkarabilme güçleri vardır. 18.yy kadar hanedan mensupları bu güçlerini, gücünü Tanrı’dan aldığını iddia eden Kral’dan alıyordu. 18.yy sonlarına doğru, gücün halkla paylaşılması anlamına gelen demokrasilerde ise ihtiyaç duydukları gücü parlamentolardan almaya başladılar. Afrika’daki muz cumhuriyetlerinin parlamentoları ise diktatörün emirlerini yerine getiren kuruluşlardan öteye geçemediler. Kralın atadığı parlamento, kral ve hanedan mensuplarının çıkarlarına uygun çalışmıyorsa, hemen yok olma tehlikesi ile karşı karşıya idiler.

 

RIZIK’IN ONDA DOKUZU TİCARETTEDİR

 

Hz.Muhammed kendisine peygamberlik indiği 40 yaşına kadar yaşadığı Mekke’de yoğun bir ticaret hayatına şahit olmuştur. Hint ve Çin’den gelip daha batıya, Anadolu’ya  giden kervanlar Hz.Muhammed’in hayatında ve Mekke’lilerin hayatında önemli bir rol oynamıştır. Yeni kültürler ile tanışan insanlar bu kültürlerden olumlu veya olumsuz bir şekilde etkilenmiştir. Kervanların getirdiği malları alıp satan tüccarlar ciddi bir gelir düzeyine ulaşmış ve ticaret ile uğraşmaya gücü, cesareti ve sermayesi olmayan kişiler ise büyük bir yoksulluk ve sefaletin içine itilmiştir. İnsanlar arasında gittikçe derinleşen gelir farkı ve artan yoksulluk neticesi toplumun ahlak yapısı bozulmuş, hırsızlıklar cinayetler ve ahlaksızlıklar artmıştır. Bütün bu olumsuzluklardan ders çıkaran Hz.Muhammed 40 yaşında peygamber olduktan sonra gökten ayetler şeklinde inen Kuran’ı Kerimi kendisine ve Müslümanlığa inanan insanlara anlatırken oldukça zorlanmıştır. Önceleri azınlıkta olan Müslümanlar günün hakim gücü olan ve kervan ticareti ile hayatı kontrol altında tutan putperestlere karşı üç defa savaşmak zorunda kalmıştır. Toplum üzerindeki hakimiyetini ve kazancını başka bir güç ile paylaşmak istemeyen Kureyş kabilesi ileri gelenleri Hz.Muhammedi ortadan kaldırmak için müşterek menfaat etrafında birleşmekte bir sakınca görmemiştir.

Hz.Muhammed kuran ayetlerini topluma anlatırken, aslında sosyal ve ticaret hayatın yeni kurallarını’da koymaya başlamıştı. “KOMŞUN AÇ YATARKEN, SEN TOK UYUYAMAZSIN” derken aslında açlığa ve açlığın yarattığı sosyal tehlikelere dikkat çekmiştir. Zenginlere gönderilen bu önemli mesajda, kazanç hırslarını biraz olsun denetlemeyi ve kazançlarının ufak bir bölümü dahi olsa yoksullarla paylaşmaya davet ediyordu. Çünkü bu küçük miktarı kendi rızası ile vermeyenin, hırsızlık sonucu daha büyük kayıplara uğrayacağına dikkat çekmek istiyordu. Hırsız ve katillere de ayrı bir mesaj gönderiyor ve “TANRI’NIN VERDİĞİ CANI ANCAK TANRI’NIN ALACAĞINI, BAŞKALARININ MALINI ÇALMANIN TANRI KATINDA ÇOK BÜYÜK BİR GÜNAH OLDUĞUNU, HIRSIZLIĞIN TOPLUMSAL CEZASININ İSE HIRSIZIN ÇALDIĞI ELİNİN KESİLMESİ İLE BU CEZAYI ÖDEYECEĞİ”  uyarılarak, hırsızlığın önü alınmaya çalışılıyordu.

Hz.Muhammed’in KOYDUĞU YENİ KURALLAR İLE şekillenen Müslüman dünyası sosyal hayatta büyük bir güven veren düzene geçince, ticaret hayatı’da MÜSLÜMAN TÜCCARLAR eliyle gelişmeye başladı. Müslüman tüccarlar büyük bir özgüven içinde, mütevazi ve dürüst tavırları ile fark edilmeye başlayınca Müslümanlıkta bu inançlı ve dürüst tüccarlar vasıtasıyla onların gidebileceği ve ulaşabildiği yere kadar yayılmaya başladı.

Hz.Muhammed Müslümanlığın yayılmasında çok önemli roller oynamaya başlayan bu dürüst tüccarları ve yapılan ticaretin önemini belirtmek üzere tüccarlar ve ticaret hakkında söylediği güzel sözler ile bu cesaretli ve çalışkan insanları takdir ettiğini belirtti. İnsanın geçinmesi için gerekli olan rızkın çalışarak kazanılacağını ve ticaretin önemini belirten güzel sözlerinden bir tanesidir (RIZK’IN ONDA DOKUZU TİCARETTEDİR)

 

 

MUSTAFA  KARACA