Türklerin Takvimi

Türklerin eski takvimi On iki Hayvanlı Türk Takvimidir. On iki farklı hayvan adını yıllara vererek Türklerin oluşturdukları bir zaman döngüsüdür.

Türkler çocuklarının yaşlarını, savaş tarihlerini ve diğer olayları bu şekilde tarihlendirmişlerdir.

On iki Hayvanlı Türk Takviminde yılın ilk günü  gece ve gündüzün  eşitlendiği 21 Mart günü ile başlar. En eski dönemlerden bu yana Yeni Kün, Ergene Kün, Ulustun Ulu Kün ve Farsça Nevruz adı altında yılbaşı olarak kutlanmıştır.

Orhun Kitabelerinden Bilge Kağan Abidesinin güney yüzünde “Babam kağan köpek yılı onuncu ay yirmi altıda uçup gitti. Domuz yılı beşinci ay yirmi yedide yas töreni yaptırdım.”(1) şeklinde tarihlendirilmiştir.

Kül Tigin Abidesinin kuzeydoğu yününde ise “Kül Tigin Koyun yılında on yedinci günde uçtu. Dokuzuncu ay yirmi yedinci günde yas töreni tertip ettik. Türbesini, resmini, kitabe taşını maymun yılında yedinci ay yirmi yedinci günde hep bitirdik.”(2) yazıları vardır.

Fransız Sinolog ve Çinbilimcisi   Edoaurd Chavannes 1865-1918) “Le Cycle Turc des Douze Animaux (1906) “12 Hayvanlı Türk Takvimi” adlı araştırmasında, Asya’da kullanılan 12 Hayvanlı takvimin Türklere ait bir takvim  sistemi olduğunu ve Çinlilerin bu takvimi Türklerden aldığını düşünerek “12 Hayvanlı Türk Takvimi” adı koymuştur.

Gene R. Garthwaite “İran Tarihi” isimli eserinde Türklerin İran tarihine olan etkilerini açıklarken on iki hayvanlı Türk Takviminden  şöyle söz  eder. “Kurucusundan dolayı Oğuz adı verilen Selçuklular 10. Yüyıl ortasında Müslümanlığı seçerek batıya ilerlediler. Şamanlığı ve Orta Asya’ nın yaygın kültürünü benimsemişlerdi. Her yıla farklı bir hayvan isminin verildiği on iki yıllık bir döngüye dayalı takvimleri bunun bir parçasıydı”(3) demektedir.

On iki Hayvanlı Türk Takvimi Nasıl Çıkmıştır;

Kaşgarlı Mahmut, Divanı Lügati’t Türk adlı eserinde bu takvimin ortaya çıkışını şöyle anlatıyor.

Türk kağanlarından biri, kendi yönetiminden önce, eski dönemlerdeki bir savaş hakkında bilgi edinmek ister. Çevresindekiler bu savaşın tarihi konusunda çelişkiye düşünce kağan kurultay toplar ve halkına danışır.

“Biz bu tarihte yanılıyorsak, bizden   sonrakiler de yanılacaklar. Yanılmamaları için göğün on iki burcuna ve on iki ay sayısına göre bir düzenleme yapalım; her yıla bir ad verelim. Böylece bu yılları sayarak zamanı belirleyelim. Bu düzenleme, hepimiz için bir belge olsun.” der.

Kağanlarının bu düşüncesini halk da onaylar. Yıllara verilecek adları da şöyle belirlerler.

Kağan ava çıkar ve yaban hayvanlarını Ila vadisindeki büyük bir ırmağa doğru sürmelerini buyurur. Halk yaban hayvanlarını ürküterek, avlayarak ırmağa doğru sürer. Yalnızca on iki hayvan ırmağı geçmeyi başarır. İlk geçen hayvan sıçgan ‘sıçan’dan başlayarak her geçen hayvanın adı birbirini izleyen yıllara verilir. Böylece takvim, sıçan yılı ile başlar. Sıçandan sonra da ırmağı aşağıda belirtilen sırayla geçen hayvanlara göre on iki hayvanlı Türk takviminde yıllar şöylece belirlenir:

sıçgan yılı-sıçan yılı, ud yılı-öküz yılı, bars yılı-pars yılı, tavışgan yılı-tavşan yılı, nag yılı-timsah yılı, yılan yılı-yılan yılı, yund yılı-at yılı, koy yılı-koyun yılı,biçin yılı-maymun yılı, takagu yılı-tavuk yılı, ıt yılı-köpek yılı,tonguz yılı-domuz yılı.

Bu sıralamada domuz yılından sonra başa dönülerek yeniden sıçan yılına geçilir ve tarihlendirmeye devam edilir.

Divanı Lügati’t Türk’te, Türklerin bu yılların her birinde bir hikmet olduğuna inanarak keha-nette bulunurlar.; Ud ‘öküz’ yılına girildiğinde öküzlerin birbiriyle vuruşup birbirlerini süsmeleri nedeniyle savaşların artacağına; takagu yani tavuk yılına girildiğinde tahıl taneleriyle beslenen tavukların yem bulmak amacıyla her yeri eşelemesinden ve birbirine karıştırmasından dolayı yiyeceğin bollaşacağına buna karşılık  insanlar arasında kargaşa çıkacağına inanılmaktadır. Nag ‘timsah’ veya yılan yılının gelmesi, bu hayvanların yuvalarının sulak yerler olması dolayısıyla çok yağmur yağacağına, bolluk olacağına yorulur. Tonguz ‘domuz’ yılının girmesiyle de çok sert bir kış geçeceğine, çok kar yağacağına inanılmaktadır. Türkler, her yıl bir şeyler olacağına inandığı yazılıdır.

On iki Hayvanlı Türk Takviminde Mevsimler;

Eski isim   –   Halk takviminde   –   Günümüzde

Oğlak ay Kök İlkbahar

Uluğ Oğlak ay   Yaz Yaz

Uluğ ay Güz Sonbahar

Kadır Kış ay    Kış Kış

Müslüman olmayan göçebe Türkler, yılı dörde bölerler ve her üç aylık döneme bir ad verirler. Bunların birbirini izlemesiyle yılın geçişi bilinir. Nayruz’dan sonra ilkbahara oglak ay ‘oğlak ayı’, oğlağın bu dönemde büyümesinden esinlenerek,  sonrakine ulug oglak ay ‘büyük oğlak ayı’ denir. Bundan sonraki ulug ay ‘büyük ay’ diye adlandırılır çünkü bu dönem yaz ortasıdır. Sütün bol olduğu, nimetlerin bollaştığı dönemdir.

On iki Hayvanlı Türk Takviminde Aylar

On iki hayvanlı Türk takviminde bir yılda   12 ay vardı. Aylar birinçay (birinci ay) , ikinçay (ikinci ay), üçünçay (üçüncü ay), dördünçay (dördüncü ay), beşinçay (beşinci ay), altınçay (altıncı ay), yedinçay (yedinci ay), sekizinçay (sekizinci ay), dokuzunçay (dokuzuncu ay), onunçay (onuncu ay), onbirinçay (onbirinci ay) ve onikinçay (onikinci ay) şeklinde adlandırılmıştır.

Türklerde gün isimlerinin yabancı kökenli olmasının sebebi bazı tarihçilere göre; göçebelik sebebiyle Türklerde gün kavramının gelişmemesidir. Türk Takvimi’nde bir gün 12 bölüme ayrılır, her bölüme Çağ adı verilirdi. Bir çağ iki saat, dolayısıyla bir gün de 24 saatti.

1) Ergin Muharrem Orhun Abideleri Sf.55
2) A.g.e. sf. 29
3) Garthwaite Gene R. İran Tarihi Sf.119