Türkiye Cumhuriyeti Anayasaları; Dar gelenler ve bol gelenler

137

23 Nisan 1920 DE TBMM’ si açılmış, alnına “ HAKİMİYET KAYITSIZ KOŞULSUZ ULUSUNDUR” sözü yazılmış ve sıra ulusun kaderini tayin edecek kararları almaya; vergi toplamaya, asker toplayıp ordu kurmaya, silah ve cephane bulmaya, tüm bunları sağlamak için borç para bulmaya ve en önemlisi de ulusumuzu buna inandırmaya sıra gelmişti. Kalpaklılardan ( Kuva-i Milliyecilerden) kuşku duyan yoktu. Ama Sarıklılardan ( Dincilerden) VE Feslilerden ( Osmanlıcılardan ) kuşku duyuyorlardı. Bu kuşkularında hakları da vardı.Çünkü bu iki grup hemen birleşip “ Saltanat, Hilafet ve şeriat vazgeçilmezimizdir. Yurdumuzu işgal eden düşmanlar yenilinceye ve kovuluncaya kadar meclis görev yapacak, sonra da gidilip Padişahın karşısında el pençe divan durulup (B Ferman Padişahımızındır) denecekti.

Mustafa Kemal ve Kalpaklı arkadaşları, ulus bütünlüğünü sağlamak amacıyla; sarıklı ve feslileri de ürkütmeden kararlar almaya çalışıyorlardı. Yukarıdaki kararları alacak meclise bu yetkileri veren yasa ve yasalar gerekiyordu. Bu hazırlanacak yasaya “ Anayasa” adı verilecek olsa, iki grup birden isyan edip “ Osmanlının yasaları ne güne duruyor” diyeceklerdi. Bu nedenle Mustafa Kemal ve arkadaşları uzun uzun düşünüp bir çözüm ürettiler ve açıkladılar. “ İstanbul işgal altındadır. Padişah hür iradesi ile karar verememekte ve Osmanlı uygulayamamaktadır. Bu nedenle meclisimizin Kurtuluş Savaşını kazanması için gerekli olan yasalar, meclisimizce yapılıp uygulanacaktır. Kurtuluş Savaşı kazanıldıktan sonra, durum meclisimiz tarafından tekrar görüşülecektir. Bu açıklamaya karşın çok tartışmalar oldu. Sonunda 20 Ocak 1920’ de “ Teşkilat-ı Esasiye Kanunu” ( İlk Anayasamız) kabul edilerek yürürlüğe girdi.

TEŞKİLAT-I ESASİYE KANUNU; İzmir Milletvekili Mahmut Esat Bozkurt, Saruhan ( Manisa) Milletvekili Reşat Bey, Cebelibereket ( Osmaniye) Milletvekili İhsan Bey ve diğer hukukçu milletvekilleri tarafından hazırlandı. 23 maddeden ve bir ayrık maddeden oluşan “ Kısa Çerçeve Anayasa” niteliğinde bir belgedir.  TBMM’ si bu Teşkilat-ı Esasiye ile bölümün başında yer alan tüm yapılmaz denilen işleri yapmış; vergi toplamış, asker toplamış, ordu kurmuş, silah cephane bulmuş, borç para bulmuş, ulusun güvenini kazanmış, Kurtuluş Savaşını kazanmış ve barış imzalamıştı.

Sıra Kuruluş Devrine ve Devrimlere gelince, önce Meclisi oluşturan Milletvekillerinin akılları Cumhuriyet Yönetimine DAR gelmiş, ardından da 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanun ulusumuza DAR gelmiştir.

20 Nisan 1924’ te yürürlüğe giren 1924 ANAYASASI

Meclis yenilenmiş, Cumhuriyet ilan edilmiş, sıra devrimlere gelmiştir. Devrimcilerin dayanağı Çağdaş Hukuk Sistemi ve Hukukun üstünlüğü olacak, Avrupa ve Çağdaş ülkelerde uygulanan yasalarla bizim yurdumuzda uygulanacak yasaların uyum içinde olmaları ve insan haklarını önde tutmaları sağlanacaktı. Köhnemiş ve yıkılmış Osmanlı Devleti ve yasaları bundan çok uzaktı. Bu nedenle yeni yasalara gereksinim vardı. Önce Teşkilat-ı Esasiye’ yi hazırlayan Milletvekilleri ile meclise yeni katılan hukukçu Milletvekilleri “ Bir Anayasa” Taslağı hazırlayıp meclise sundular. Gerekli görüşmeler, tartışmalar, eklemeler ve çıkarmalardan sonra;  DAR gelen 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu yerine, DAHA ÇAĞDAŞ, HAK VE HÜRRİYETLER ile EŞİTLİKLER olan BOL bir 1924 Anayasası kabul edildi ve yürürlüğe girdi.

1924 Anayasasının, 2017 Nisan Referandumunda olduğu gibi çok tartışılan 25. Maddesi vardır.

“Meclis kendiliğinden seçimlerin yenilenmesine karar verebileceği gibi, reisicumhur da hükümetin görüşünü aldıktan sonra gerekçesini meclise ve millete bildirmek şartıyla buna karar verebilir.” Bu madde Cumhurbaşkanına meclisi fesih etme yetkisi veriyordu. Ancak maddede “ fesih” sözcüğü kullanılmamış, onun yerine ( 2017 de olduğu gibi) seçimlerin yenilenmesi kullanılmıştır.

Daha önceki sayfalarda Mahmut Esat Bozkurt, Şükrü Saraçoğlu ve hukukçu arkadaşlarının bu konudaki itirazlarını ve eleştirilerini yazmıştım. Şimdi de son olarak Karasi ( Balıkesir) Milletvekili Ahmet Süreyya Örgeevren’ in yaptığı eleştirileri yazarak bu günlere ışık tutmak istiyorum. AHMET Süreyya Bey’ in “ Tekrar etmek için diyeceğim ki, milletin hakimiyetinin tek temsilcisi olan Meclis’ i dağıtacak ve yasama yürütme yetkisinin merkezi olan Meclis’ i etkisizleştirip zayıflatacak bir kuvvet ve kudreti bir şahsa vermek, yani FESİH HAKKININ BİR KİŞİYE VERİLMESİ milletin hakimiyetine aykırı ve vatan için büyük tehlikedir. Hem öyle bir tehlikedir ki, Padişah istediği zaman Meclis’ i feshetmek yetkisini( Osmanlı döneminde) elde tutuyordu. İşte bu, milletin hakimiyeti değil Padişah’ ın saltanatıydı. Biz saltanatı kaldırdık… Şahıs birdir, yetki aynidir. Fakat sıfat, nam ; Padişah olsun, Kral olsun, İmparator olsun, her ne olursa olsun. Reis olsun, evet özetle her ne olursa olsun bir ferde verilemez. Ve Devlet hayatında verilen ayni yetki daima ayni neticeyi verir.

VE DE BU YETKİ 1924 ‘e VERİLMEMİŞTİR.

Bu Anayasamızın (1924) 1 Ekim 1945 yılında içeriği değiştirilmeden dili Türkçeleştirilerek yeniden kabul edilmiş ve 1960 yılına kadar yürürlükte kalmıştır.

1950 yılında Demokrat Parti döneminde 24 Anayasasının önce dili BOIL gelip, Osmanlıca “ Kanuni Esası” adına DARALTILMIŞ, sonra da Hak ve Hürriyetleri BOL görülerek Tahkikat Komisyonu marifetiyle ve polis gücüyle DARALTILMIŞTIR.

MACİT SABIR – EĞİTİMCİ-YAZAR