Türkiye Dar-ül Harp mı?

581

SON YILLARDA DOĞA KATLİAMLARI NEDEN ARTTI…….

Ülkemizde son zamanlarda yaşananlar, gerek insana karşı terör, gerek doğaya karşı terör, insanı dehşete düşürecek boyutlara ulaştı. Bir gün bakıyorsun Türkiye’nin batı ucu doğa cenneti Kırklareli İğneada’ya termik santral yapılması için binlerce ağaç katlediliyor, bir başka gün Artvin in muhteşem doğa manzarası bakır madeni için ağaç katliamına uğruyor. Kamuoyu bu doğa katliamları ile meşgul iken Ege’ den bir başka ses yükseliyor “Aydın İli Efeler köyünde ağaç katliamı”. Doğayı bu kadar acımasızca katleden kapitalist emperyalizm doğaya acımadığı gibi doğayı savunmak isteyen insanlara da acımıyor. Türkiye Dar-ül Harp zihniyeti ile bütün doğal zenginliklerini kaybediyor. Böyle giderse 50 yıl içinde ülkemizin çölleşeceği tehlikesini uyarıyor bilim adamları.

Bu kadar acımasızca doğa katliamı yapan bir kapitalist zihniyet ”gözü şahsi çıkarından başka bir şey görmeyen” mi dir, yoksa bu insanları böylesine acımasız doğa katili yapan bir dini telkin midir. Bu tehlikeyi rahmetli Bahriye Üçok 35 yıl önce hazırladığı “ ATATÜRK İLKELERİNDEN SAPMALAR” isimli raporunda anlatmıştı. Türkiye’ de öylesine acımasız bir nesil yetiştirilmek isteniyor ki, kendi zihniyetinde olmayan herkesi düşman, bu insanların yaşadığı ülkeyi ise Dar-ÜL Harp toprakları olarak görüyor. Dar-ül Harp in anlamının ise savaş ve işgal koşullarında yağmalanması gereken düşman toprakları.

Bahriye Üçok’ un bu çalışma raporu 9-13 Kasım 1981 tarihinde Atatürk’ ün doğumunun 100.yılında İstanbul Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılan Uluslararası Atatürk Konferansında Bahriye Üçok tarafından sunulmuştur. Birçok uluslararası araştırmacının katıldığı bu konferansta Atatürk ilke ve devrimleri, Atatürkçülüğün temel felsefesi, İslamiyet’i yorumlaması, laiklik ve kadın hakları konusunda görüşler ve raporlar sunulmuştur. Uluslararası Konferansa sunulan bu rapor Bahriye Üçok’ un katline giden yola döşenen ilk taşlardan biri olmuştur. 35 yıl sonrasında yaşanacakları anlatan bu raporu İbretle okumalı ve yaşadıklarımızı yeniden değerlendirmeliyiz.

SEVGİSİZ BİR TOPLUM

Rapordan bir örnek : 1 Kasım 1978 tarihli Diyanet Gazetesinde” … sevgide ölçü.” Başlığı altında “ .. Müslümanların inançta ve amelde kendileri gibi inanmayan ve kendileri gibi ibadet etmeyen her türlü düşünce ve anlayışta ilahi kuralları benimsemeyen kimselerle sevgi bağı kurmaları kesinlikle yasaklanmıştır. Bu yasak kişilerin kendi sulblerinden olan fertleri de içine almakta kesin bir ifade ile hükme bağlanmaktadır.. “ dedikten sonra, “.. sevgi konusunda kendileriyle ilgi kurulacak kimselerin seçiminde tek ölçünün İslam’ın temel prensipleri olduğuna dikkat çekilmekte ve MÜMİNDEN BAŞKASINI DOST EDİNMEMEK gerektiği, bunun dışında kalanların Müslüman sevgisine layık olmadığı “ bildirilmektedir.

Türkiye’ de insanlar laik bir devletin yurttaşları olarak inançta ve amelde farklı olabilecekleri ve ibadette farklı bir yöntem izleyebilecekleri halde, yani yasalar kendilerine vicdan özgürlüğü tanıdığı halde, devletin laik ilkelerini korumakla yükümlü olan bu daire

“ İnançta ve amelde kendileri gibi inanmayan ve kendileri gibi ibadet etmeyen kimselerle sevgi bağı kurmanın hem de kesinlikle yasak olduğunu” söylüyor, “ bu kişi evladı bile olsa…”

Rapordan okumaya devam ederek bugün yaşananları anlamaya çalışalım. Eğer bu raporu tam olarak okumaz ve anlamazsak Ankara’ da yaşadığımız iki bombalı katliamı da anlayamayız.

…   Gene aynı yıl içinde İslam alemi eğitim merkezlerinin  Ankara’ da kurulmasının kararlaştırıldığını, ayrıca İstanbul’da Siret ün- Nebi konferansının da başladığını görüyoruz. Bu konferansın konuşmacılarından  EL-AMİRİ  “İstanbul’ u İslam’ın merkezi “ olarak gördüğünü belirttikten sonra “ İslam’ da Cihad” üzerinde durmuş ve “ Müslümanların bugünkü durumda olmalarının Kur’an ve sünnetten sapmalarından kaynaklandığını” belirtmişti. Bu konferansa katılan Şam Üniversitesi Şer’ a Fakültesi dekanı Muhammed Seyyid Ramazan ise “.. Gençlerin mürşitler nezaretinde yetiştirilmelerini “ önermiştir.

SUUDİ ARABİSTAN NEDEN BİZE YARDIMLARA BAŞLADI ?

“ Bir ülkede Allah’ın nizamı hakim değilse, oraya dar ül-harb adı verilir.”

Siret konferansının hemen arkasından 1 Temmuz’ da Dünya İslam Talebe Birliği Federasyonu konferansı gene İstanbul’ da toplandı ve  “ İslami hayat düsturuna sarılma ve bağlanma yollarının aranması ve bunun için her türlü yardımın sağlanması ve devamlı faaliyette bulunacak bir enstitünün kurulması” kararını aldı.  Bu da yetmiyormuş gibi Mısır’ da Nasır’ın idam ettirdiği tutucu Seyyid Kutb’ un ( Ki kitapları bizde yasaklanmıştır”) kardeşi Muhammed Kutb Türkiye’ ye gönderilmiştir. Bu kişi İstanbul’ da “ Bir ülkede Allah’ ın nizamı hakim değilse, oraya dar ül-harb adı verilir’’ dedi. .

Ülkemiz ilan edilmemiş bir Cihad ile karşı karşıya.

Yıllardır bu Cihad ve Dar-ül Harp zihniyeti ile beyinleri yıkanan bir nesil yetişti Türkiye’ de. Bir taraftan din ve devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı adına LAİK bir düzen dediğimiz eğitim sistemi ile yetişen nesiller, diğer tarafta Cihad ve Dar-ül Harp zihniyeti ile yetişen İslami hayat tarzı dayatılan bir nesil. Nesil ve görüş farklılıklarının ileride bir çatışmaya dönüşeceği kesin idi, ancak bu kadar kanlı ve acımasız olacağını belki bu senaryoyu yazan batılı kapitalistler bile düşünememişti. Ankara’ da iki terör olayında yüz üzerinde can kaybı ve yüzlerce yaralı olması acaba bir tesadüf mü dür, yoksa yıllar önce ekilen kin ve nefret tohumlarının artık dışa vurumu mudur?

Tarih sayfaları bir ülkede özellikle Anadolu topraklarında hainlerin çokluğunu yazar. Ancak bu hainlerin sonunun ne olduğunu da yazar.

MUSTAFA KARACA – SARANTALI KÖYLÜM