TÜRKİYE’DE SİYASET

 

“Hiç bir şey için aşırı endişe etmeyin. Bakarsınız yarın ya deve ya deveci ya da üstündeki hacı öIebiIir. İsmet İnönü”

 

İnsanoğlu tarih boyunca önce yaşamını garanti altına almak istemiş, yani can güvenliğini ön plana almış, daha sonra da yaşamını devam ettirebilmek için beslenmeye önem vermiştir. Bu konuda tarihsel bir gelişme içinde önce avlanarak, daha sonra da tarım, yani toprağı ekip, biçerek elde ettiği ürünler ile yaşamını devam ettirebilmiştir. İşte burada insanoğlunun bireysel gücü yetmeyince önce yakın çevresinde örgütlenmeye başlamıştır. Avlanmaya beraber gitme, toprağı beraber işleme ve ürettiklerini başkalarına karşı beraber koruma şeklinde gelişmeye başlayan örgütlenme çalışmaları zaman içinde ihtiyaçlara göre gelişmeler göstermiştir.

Topluluklar büyüdükçe, ihtiyaçlar ve beraber olma yolları çeşitlenmiş ve bu işleri toplum adına yürütecek bir yönetici sınıf doğmuştur. Toplumda yaşayan insanlara “sen üretimin ile uğraş, senin adına ben bazı hizmetleri üstlenirim, seni korurum, seni eğitirim, senin sorunlarını senin adına çözerim “ diyen yöneticiler önceleri bu işi bir toplumsal hizmet ve imece gibi görmüş olmalarına karşılık daha sonra bir ücret karşılığı yapmaya başlamışlardır.

Burada karşımıza toplumsal birikimlerin muhafaza, yönetme, paylaşma ve bu hizmetleri yaparken oluşturulan müşterek bütçeden pay alma durumları ortaya çıkmıştır. İnsanlar kendi ürettiklerini ve bu üretim sonucu elde ettikleri kazançları harcarken tutumlu ve hatta cimri davranırken, başkalarının birikimlerini harcarken ayni cimriliği göstermemiş ve hatta savurganlık derecesinde israfa kaçmışlardır. Bu tür israfları yapan yöneticiler zaman zaman bu israfları hayatları ile de ödemişlerdir. Can pahalı ve tatlı gelince, amma para da tatlı gelince yine bu huylarından vazgeçmeyenler yeni yöntemler bulmuşlardır. Rüşvet, yolsuzluk gibi kavramlar toplumları sarsarken rüşvet ve yolsuzluğun arttığı toplumlarda yeni bir kavram gelişmiş, toplumlar yoksulluğu tanımıştır. Ürettikleri ile başkalarının karnını doyuran, onların zenginleşmesine sebep olanlar kendilerinin neden aç ve yoksul olduğunu bir türlü anlayamamış ve günümüzde de anlamaktan yoksun hale gelmişlerdir.

Adına siyasi yapılanma dediğimiz ve ayrı bir bayrak ve sembol ile yönetmeye talip olanların yönetime gelmeden önceki sosyal ve ekonomik durumları, yönetim sürecinde elde ettikleri servetleri alt alta toplayınca ortaya hiçbir matematik işleminin çözemeyeceği rakamlar çıkmıştır. Onun içindir ki bazı ülkelerde yöneticiler matematiği sevimsiz hale getirecek her türlü beceriyi göstermişler ve insanları dört işlemli dahi yapamayacak şekilde eğitmişlerdir. Düşünmenin öğretisi olan felsefe ise “senin için ben en iyisini düşünürüm, sen düşünüp, ne yapacaksın” dercesine eğitim programlarından felsefe dersi çıkarılmıştır.  Matematiğin, felsefenin ve dolayısıyla sanatın olmadığı toplumların iştigal konusu ve sohbet konusu, yolsuzluk ve rüşvet olmuştur. Ondan sonra da insanlar düşünüp, “yahu biz niye yoksuluz” diye söylenmeye başlamışlardır.

İşte geri kalmış ülkelerde siyasetin özeti bu. Değişir mi elbette değişmesi konusunda her kesim hem fikir ama, kolay kolay değişecek gibi değil. Çünkü servetlerinde matematik ile açıklanamayacak yükselişler olanlar, bu yağlı kapıları ve rahat koltukları bırakamazlar. Çünkü bilirler ki, elde ettikleri güç o koltuklarla sınırlıdır ve koltuk gittiği anda, neler neler gider. Bir gün önce havuzlu villada otururken, geceyi hapishanenin soğuk koğuşunda geçirmek vardır.  Mücadele gerçekten büyük olacak.

Toplum içinde bu tür insanlara karşılık, elbette ki toplumun genelinin yararını ve gelişmesini düşünen insanlar her toplumda olmuştur ve mücadele vermiştir. Dürüst insanlarında en az onlar kadar cesur olması gerektiğini bir politikacımız şöyle tanımlamıştır.

“Bir memIekette, namusIuIar, namussuzIar kadar cesur oImadıkça, o memIekette kurtuIuş yoktur. “İSMET İNÖNÜ

 

Mustafa Karaca