Türkü; Türkçe ve Türk Yurdunun Umay Anası’dır.

706
El Diliyle Yar Sevilmez
El Diliyle Yurt Sevilmez

Türkü, Türklerin dili ve duyguları ile yapıldığı için Türkü adını almıştır. Türkü kısa tanımı ile “Türk’e ait olan” müzik  anlamındadır.

(Şarkı ise “şarka ait olandır”.) Türklerin müştereklik duygularını güçlendiren kültürel zenginliğinin önemli bir öğesi,Türk milli kültürünün okulsuz eğitim kaynaklarıdır.

Türkünün ilk yazılı kaynaklarının çıktığı 16.yy dan öncesine dayandığına inanılmaktadır. Ali Canip Yöntem’e göre saz ve Türkü, milli tarihimiz kadar eskidir.(1) Türklerde ilk çağlarda toplulukların temsilcileri durumunda bulunan ve hekimlik, kahinlik, müzisyenlik, gibi işler yapan halk sanatçıları vardı. Bunlara Altay Türkleri Kam, Kırgızlar Baksi, Tunguzlar Şaman, Oğuzlar Ozan adını vermişlerdir.(2) Dinsel özellikli bu kişiler değişik çalgıları hastaların tedavisinde, askerleri savaşa hazırlamada, yuğ adı verilen ölüm törenlerinde bir moral unsuru olarak kullanmışlardır.

Osmanlı Türküyü saraya sokmamış ama Türk halkı milli kültürü ile ağaçlardan, buğday sapından, kamıştan, at kılından deriden, metalden yaptığı müzik aletleriyle Türküyü ve Türkçeyi yaşattı.

Türkü Varsa, Türkçe ve Yurt vardır

Türklerin Orta Asya’dan taşarak öteki kıtalara yayılmaları, buralarda kurdukları devletler ile halkları idare edip, kültür alışverişi yapma becerileri ve bunun arkasındaki kültür hazineleri batılılar-ın her zaman ilgisini çekmiştir.

Türk destanları Türkü formunda yazılıp, söylenmektedir. Bir milyonu aşkın dizeyi içeren ve Türkü formlu Manas Destanı da yalnız hacmi bakımından değil anlam derinliği, eşsiz güzelliği, ulaşılmaz hayal genişliği ile yüzyıllar boyunca atalarımızın yaşam deneyimlerini, eğitim ve öğretimini, geleneğini ve göreneğini anımsatarak milli birlik duygusunu koruyan manevi bir miras, kutsal bir söz olarak hizmet etmiştir.(3)

Türküler ve destanlar Türklerin kuşaktan kuşağa miras bıraktığı kurtuluş umudu ve kendi bağımsız ve egemen devletlerine sahip olma ülküsünün mayası olmuştur. Bu maya Atatürk ve arkadaş-larının kurtuluş için dini değil Milli Mücadeleyi seçmelerini sağlamıştır. “Budin Türküsü” ve “Plevne Kalesi Marşı” da bu kültürün bir ürünüdür.

Türküyü bilimsel anlamda ilk inceleyen bilim adamı Macar İgnacz Künos olmuştur. Künos 1880 li yıllarda Türk mani, Türkü ve masallarını kitaplaştırmıştır. Türk Halk Türküleri isimli eserinde Türküleri, Aşk Türküleri,  Eşkıya Türküleri,  Asker Türküleri, Bekçi ve ramazan Türküleri, Çeşitli Türküler olarak sınıflandırmıştır.

Macar Türkolog Edit Tasna’ya göre; Osmanlı İmparatorluğu döneminde Türk Halk Edebiyatının hazineleri sokaklara dağılmış inciler, pırlantalar gibi darmadağınık bir halde kendisini toplayacak birini beklerken İgnacz  Künos  isimli Macar bilim adamı tamamen ihmal edilmiş bu Türk Hazinelerini toplamıştır.(4)

Osmanlılar arasında pek itibarı olmayan bu hazineleri derleyen Macar İgnacz Künos hem Anadolu’da hem de diğer coğrafyalardaki Osmanlı tebaları değil, Türklerin yaşadığı arasında  araştırmalar yapar. 1885 yılında Estergon Kalesindeki Türk esirler arasında söylenen hazin Budin Türküsü de onun saye-sinde günümüze ulaşmıştır.

“  Ötme bülbül ötme yaz bahar oldu.
Bülbülün figanı bağrımı deldi.
Gül alıp satmanın zamanı geldi.
Aldı nemse bizim nazlı Budin’i.

Ünlü Plevne Marşı da Künos tarafından kaleme alınarak günümüze taşınmıştır.

“Tuna nehri akmam dedi,
Ben denize bakmam dedi,
Yüzbin asker gelmiş olsa,
Osman paşa korkmam dedi.(5)

Macar İgnacz Künos ‘tan sonra İngiliz Bilim Adamı E.J.W. Gibb, 1900 yılında yayınladığı A History Of Ottoman Poerty  (Osmanlı Şiiri Tarihi) adlı altı ciltlik eserini yayınlamıştır.

Camridge Üniversitesinde Biyokimya Alanında Öğretim Üyesi iken istifa ederek Türk Halk Müziğini araştırmaya başlayan Laurence Picken, 1975 yılında “Folk Musical Instruments Of Turkey” (Türklerin Halk Müziği Aletleri)  isimli 685 sayfalık eserini  yayınlamıştır.

Eserinde Türk Halk Müzi-ğinin zenginliğini ve Türklerin müziğe karşı derin ilgisini anlatmıştır.

Picken’in Trakya’daki araştırmalarının kaynağı Araştırmacı Yazar Nazif Karaçam olmuştur. Eserin on beş ayrı bölümünde Nazif Karaçam’ın araştırma yazıları kaynak gösterilmiştir.

Türküyü En İyi Türkler Anlatabilmiştir.

Türküyü en iyi anlatan kişilerden olan Bedri Rahmi Eyüp-oğlu’na göre Türkler,  tiyatroyu Türkülerde oynanmış, romanı-nı, hikayesini türkülerde yazmış, resmini, nakışını Türkülerde çizmiştir.(6)

Bedri Rahmi Eyüpoğlu “Türküler Dolusu”  isimli uzun şiirinde Türküleri;

Ana sütü gibi candan, ana sütü gibi temiz. …
Dilimizin tuzu biberi. …
Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak.
Hilesiz, hurdasız, çırılçıplak.
Dişisi dişi, erkeği erkek.

Dediği şiirinde Türkçenin Türkülerle yunmuş yıkanmış olduğunu söyler.

Ruhi Su’ya göre sanat müziğinin konularını aşk oluştururken, Türkülerin konuları yaşamın tümüdür ve Türklerin Romanıdır.

Nazım Hikmet’in “İnsanların türküleri kendilerinden güzel” adlı şiirinde;

İnsanların türküleri kendilerinden güzel
kendilerinden umutlu,
kendilerinden kederli,
daha uzun ömürlü kendilerinden.
Sevdim insanlardan çok türkülerini.
İnsansız yaşayabildim
türküsüz hiçbir zaman…
hiçbiri, hiçbiri
bahtiyar etmedi beni türküler kadar.
Der.

Sonuç;

Yar türküde, yurt türküde, milli birlik, milli ahlak ve terbiye türküdedir. “Dünya dolu yar olsa da alacağım bir tane” bir milli ahlak ve terbiye türküsüdür. Bunun içindir ki, Türk atasözü “El diliyle yar sevilmez, el diliyle yurt sevilmez” der. Sonuç olarak Türkü, Türkçe ve Türk Yurdunun Umay(7)  Anasıdır.

KAYNAKLAR : (1)Çevik Mehmet Türkü ve Algı Sf. 37
(2)Budak Ogün Atilla Türk Müziğinin Kökeni, Gelişimi Sf.29
(3)“Manas Destanı” Kırgızistan Cumhurbaşkanı Askar Akayev’in 08 Haziran 1995 tarihli önsözü Sf 11.
(4)Künos İgnacz (Çevir:Ali Osman Öztürk) Türk Halk Türküleri Sf.11
(5)Künos İgnacz (Çevir:Ali Osman Öztürk) Türk Halk Türküleri Sf.12
(6)Çevik Mehmet Türkü ve Algı Sf. 8
(7)Türk Mitolojisinde Yeni doğan çocukları koruyan tanrıça.