Urla Enginar Festivali 27-29 Nisan 2018

129

EGE’DE FESTİVAL ZAMANI

Mayıs ayının gelmesi ile birlikte ısınan havalar ve doğanın uyanışı insanları da kış uykusundan uyandırmaya başladı. Doğa’nın uyanışı ile birlikte her taraf rengarenk çiçeklerle ve bitki örtüsü ile kaplandı. Tarlalar sanki doğanın bir parçası değilmiş de, tablolara resmedilmiş gibi renk bolluğu içinde. Doğa insana böylesine cömert davranırsa elbette ki insanlarda içindeki coşkuyu dışa vurup mutluluklarını ve doğanın uyanışını kutlamaya başladılar. Bu kutlamalar Ege’nin çeşitli il ve ilçelerinde bazen o bölgede yetişen ürünü ön plana çıkarıp, bazen de yaşanan olayları anımsamak açısından büyük bir coşku ile kutlanmaya başladı.


Ege’de sezonu “ENGİNAR” ile Urla ilçesi açtı. Sırada Bayındır’ın “ÇİÇEK”, İzmir’in “BOYOZ”, Seferhisar’ın “MANDALİNA” festivalleri var. Yaz boyu Ege Bölgesi, Kiraz’ı, Ceviz’i, Bal’ı konu alan çeşitli festivallere ev sahipliği yapacak.

 

URLA’nın dün ve bugünü:

İzmir’e 30 km uzaklıkta Çeşme yolu üzerindeki bu şirin ilçemiz” MÖ” önceki parlak günlerini aramak için çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapıyor ve tanınarak ilçe esnafının ekonomik gücünü arttırmaya çalışıyor. Günümüzün bacasız sanayi dediğimiz “TURİZM”, birçok ilçenin gelir kaynağı olmuş ve turizmde gelirin yolu turistten, turistin ilçeye gelmesi ise turizm ve tanıtımdan geçiyor. Bu sebepten ilçe belediyeleri turizmin en etkin yolu olan festivallere yönelip kısa sürede ilçe tanıtımını yapmaya ve turist çekmeye çalışıyorlar.

Bu tür festivaller ise pop müziği starlarının ayrı bir geçim kaynağı olmuş. Her festival mutlaka bir pop star getirip, pop starın şöhreti üzerinden ilçeyi ve festivali tanıtmaya öncü oluyor.
Festivaller yerel politikacılar içinde bir tür reklam ve tanıtım kaynağı oluyor. Özellikle belediye başkanları, milletvekili adayları, bir yerlere aday olmak isteyen yerel politikacılar da bu festivallerin ön planda olmak isteyen aktörler. Pop starları için kurulan sahnenin önüne konulan protokol sandalyeleri halkın oturmaması için engellerle ayrılıyor,protokol ve siyasiler ön koltuklarda otururken halk genellikle kalın ense ve kel kafaları izlemek zorunda kalıyor. Pop starlar memnun, iyi bir ücret için, belediye başkanları ve politikacılar memnun halkın parası ile bedavadan kendi siyasi tanıtımlarını yaptıkları için, esnaf ilçeye gelen turistlerin harcamalarında memnun, yerel halk ise kalabalıktan memnun ilçemizi ne kadar insan tanıyor diye. Bazılarının ise hiç umurunda bile değil. Hatta kuru kalabalıktan şikayetçi olanlar bile var.

ENGİNAR BAHANE,ÖN PLANDA FOTOĞRAF KARESİNE GİRMEK ŞAHANE

Olay böyle olunca ürünün adı “ENGİNAR” veya “KİRAZ” veya “ÇİÇEK”,veya “ŞEFTALİ”, veya “ BAL”, veya “CEVİZ”, veya “ÜZÜM” olmuş hiç önemli değil. Hani bir halk değişimiz vardır “ Gönül ne mey ister, ne meyhane, Gönül sohbet ister mey bahane” gibi gönül sohbet ve dost görmek ister Enginar bahane.

Urla yine de vefasızlık etmemiş ve Enginar’ı ön plana çıkarmaya çalışmış. Enginar konulu yemek yarışmaları, enginarın konu edildiği ekim, bakım ve pazarlanması ile ilgili panel ve sohbet toplantılarında Enginar hakkında bilgilere sahip olduk. Enginar’ın faydaları hakkındaki bu kısa bilgileri sizlerle paylaşalım istedik.

“Enginar çok iyi miktarda C ve K vitamini içerir. Enginar düzenli olarak tüketildiğinde bünyenin ihtiyaç duyduğu magnezyum, çinko, demir, potasyumu sağlar. Bunun yanında bünyenin lif ihtiyacını ciddi anlamda giderir, kalsiyum açısından da zengin bir besin kaynağıdır. Enginarın kalori ve yağ oranı oldukça düşüktür. 100 gramlık enginar tohumu sadece 47 kalori içermektedir. Bunun yanında diyet lifi açısından çok zengindir. Çok etkili bir antioksidandır. Enginar bol miktarda diyet lifi içeren diğer birçok sebze ve meyve gibi sindirim sistemi için çok faydalıdır. Bu özelliğinden dolayı, mideyi güçlendirir ve hastalıklara yakalanma riskini azaltır. Çok etkili bir antioksidan olması genel anlamda bünyeye inanılmaz katkılar sağlayabilir.”

URLA- FELSEFE ve ANAKSANDOROS

Urla’nın tarihi MÖ 6.yy ‘a kadar elde edilen bulgular ile kanıtlanmıştır. Açığa çıkarılan Zeytinyağı işleme tesisleri bunun en çarpıcı örneğidir.

MÖ 650-480 yılları arasında Urla’da çömlekçilik ön plana çıkmış ve ÇÖMLEKÇİLER Mahallesi olarak anılan alanda bulunan seramik fırınlarının yanında binlerce kırık seramik parçası bulunmuştur.

MÖ 6.yy da bu defa demir işçiliği ile ilgili bulgulara rastlanmıştır. Bu kazılar sonucu elde edilen bulgular gösteriyor ki, kent zamanın ihtiyaçlarına göre veya o yıllarda bölge sakinlerinin ihtiyaç veya becerilerine göre değişik alanlarda üretim yapabilmiştir. Urla’nın bir liman kenti olması, limanın yarattığı bir Pazar ile belki de ticaretin veya gelen alıcıların ihtiyaçlarına göre de belirlenmiş olabilir.

Urla gelişen olaylar, yaşanan savaşlar ve istilalar sonucu eski ticari gücünü kaybetse de MÖ 500-428 Arası Urla’da doğan ve eski yunan felsefesinin kurucularından sayılan Sokrates’in de hocalığını yapmış olan bir filozof ile ünlenir. “ANAKSAGORAS” felsefenin kelime karşılığı olarak kabul edebileceğimiz hikmet sevgisi ve bilgelik kelimelerini tam karşılığıdır Anaksagoras.

Toplumun benimsemiş olduğu inançlarını tamamen red etmeden, ancak bu kadarı ile yetinmeyip insan akılının ve bilimin öncülüğüne arayışlına da inanarak olayları yeniden incelemeyi ve doğal olayları aklın ve bilimin öncülüğünde yeniden yorumlamayı ve çözmeyi denemişlerdir. Ancak kalıplaşmış doğmalara inanmış insanları aklın ve bilimin yoluna inandırmak kolay olmamıştır.

MÖ 468 yılında gökten düşen bir “GÖKTAŞI” nı inceleyen Anaksagoras, Güneş’in de Dünya gibi gök cismi olduğunu ve ayni moleküler yapıya sahip olduğunu söyler. Yunanlılar için bir Tanrı olan Güneş’in taş parçası olarak tanımlanması yunanlıları kızdırır ve din elden gidiyor diyerek Anaksagoras’ı mahkemeye verirler. Ölüm cezası ile yargılanan Anaksagoras, öğrencisi ve dostu Perikles tarafından Lamsakos’a bugünkü Çanakkale’ye kaçırılır ve orada MÖ 428 yılında ölür. Öğrencileri tarafından Çanakkale’de heykeli dikilir ve her yıl adına anma törenleri düzenlenir. Ancak bugüne ne bir heykel kalmıştır ne de anma etkinlikleri ve hatta Anaksagoras’ın Çanakkale’de yaşadığı ve öldüğü unutulup gitmiştir.
Anaksagoras insanları kızdıracak neler söylemiş ve neler yapmıştır ki ölüm ile mahkeme edilip, canını kurtarmak için Çanakkale’ye kaçmak zorunda kalmıştır.
Anaksagoras bir felsefeci olarak yani bir bilge insan olarak felsefenin insan aklına dayanan bir faaliyet olup, doğal olayları yine dinden bağımsız olarak doğal sebepler ile açıklamaya çalışır. İşte, bu kadar basit.

Hiç’ ten hiç bir şey meydana gelmez, hiçbir şey de yok olmaz.

Benzer şeyler bir birlerini algılayamadıkları için gece gözümüzün karanlıkta görmemesini açıklayabiliriz: Çünkü gecenin siyahlığı ile göz bebeğimizin siyahlığı aynıdır ve birbirlerini algılayamazlar ve biz gece karanlıkta göremeyiz.
İşte böyle Urla’lı Anaksagoras 2500 yıl önce hurafelere ve yalanlara inanarak olayları dini boyutlarda açıklamak veya bir diğer değişle açıklanmasını istemeyenlere aklın ve bilimin yolunu gösterince bizdeki söylemle” Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar” misali evinden kovulur ve Çanakkale’ de sürgünde ölür. Ancak onu kimlerin sürgüne gönderdiğini tarih unutmuştur ama doğruyu söyleyen Anaksagoras’ı unutmamıştır.

URLA’ya ANAKSAGORAS HEYKELİ

Anaksagoras doğduğu ve çok sevdiği.URLA’ya ancak 2500 yıl sonra gelebilir. Fikir babalığını Mahmut Tolon’un yaptığı, heykeltıraşlığını Tülay Çelikel’in yaptığı ve Urla Belediye başkanı Sibel Uyar’ın destekleri ile 07.07.2017 tarihinde Urla meydanına Anaksagoras heykeli dikilir.
Ancak Urla’lı heykeltıraşlar bu heykeli beğenmezler. Vücut Anaksagoras, kafa ise Yunus Emre’ye benzetilir ve acımasızca eleştirilir. Bazı heykeltıraşlar ise “KARPUZA KABAK AŞISI “ diye dalga geçerler. Sanki 2500 yıl önce fotoğraf varmış, Anaksagoras ile askerlik hatırası fotoğrafı çektirmiş gibi kesin benzetmelerle. Anaksagoras’ın kafası veya vücudu olsa ne olur ki? Önemli olan Urla’nın geçmişine sahip çıkması, ilçede doğan ünlü bir filozofu anımsamak yetmiyor gibi, gereksiz eleştiriler. Madem Anaksagoras asker arkadaşınız idi siz niye doğruyu yapmadınız diye sormazlar mı adama.

Ancak, bazı kendini bilmezler Anaksagoras’a mı kızdılar, heykeltıraşa mı kızdılar bilinmez 15 gün sonra heykeli tahrip ederler ve avucunda tuttuğu dünya’yı çalarlar.

Heykel yeniden yapılır ve yerine konur ama bu defa elinde dünya değil Urla’nın festival sembolü “ENGİNAR” vardır. Her taraf bol miktarda enginar ile dolu olduğundan metalden enginarı kimse çalmaz.

URLA ve SAMUT BABA

Festival kapsamında enginara daldık, Anaksagorastan çıktık derken Urla’nın bir başka meşhuru SAMUT BABA’yı unutuyorduk. Kesin tarihi bilinmemekle beraber eldeki kayıtlar 1500 lü yılları işaret etmektedir. Hacı Bektaş Veli’nin Horasan Erenleri olma ihtimali kadar, Osmanlının Anadolu’yu fethi sırasında UÇ BEYİ konumunda bir kişi olarak hem gözlemcilik yapmış, hem de kurduğu tekke ile insanlara şifa ve umut dağıtmıştır.

Samut Baba ile ilgili bir başka efsanede ise Kurtuluş Savaşı yıllarında Yunan işgal kuvvetleri ile ilgilidir. Özbek asıllı olduğu tahmin edilen ve kurduğu köyün adının da Özbek köyü olması dolaysıyla köyünü yunan işgal kuvvetlerinden korumak için yılan kılığında görünür.

Yunanlıların işgalinde olan Özbek köyünde, çok büyük bir yılan peydah olduğunu, İşgalci Rumların kaçmasına o sebep oldu diye büyüklerimizden duyardık. O yılan Türk askerine görünmez ama her zaman Yunanlıların karşısına çıkar ve Rumların burayı terk etmesinin sebep olur. O Yılan Samut Baba’ydı derlerdi.

MUSTAFA KARACA