Vay Vatan Haini Vay

123

27 Eylül 2013 Cuma günü gazete manşetlerine yansıyan bir olay bazı konuları tekrar gündeme getirdi. Antalya’ da bir öğretmen sınıf başkanlığı seçimi yapılmamasına tepki gösteren öğrencisini vatan hainliği ile suçladı. Bir eğitimcinin düştüğü bu acıklı duruma mı yanarsın, öğrencinin yaşadığı ve yaşayacağı acılara mı üzülürsün. Öğretmene bak, daha ilkokul çağında kendisine eğitilmesi için teslim edilen öğrencisine taktığı sıfata bakarmısınız “Vatan Haini”. Vatan hainliği bu kadar mı ucuzladı, veya bu kelimeyi kullanan öğretmen bu kadar gaflet içinde mi. Eğer o öğrenci bir hata yaptı, yanlış bir kelime söyledi ise, eğitimci olan öğretmenin o öğrenciye yanlışlarını söylemesi ve doğruyu öğretmesi gerekmez mi acaba?

Bu bereketli topraklarda bizden önce de birçok ulus yaşadı. Yöneticilerin kusurları ve haksız menfaat karşılığı ülkesini düşmana satan vatan hainleri yüzünden bu uluslar tarihin derin sayfalarına gömüldü. Tarihin tozlu sayfalarında bu tür hainlerin yaşam hikayelerini okumak mümkündür. Vatan hainliği suçlaması belgelenmeden, kanıtlanmadan hiç kimseye karşı yapılamayacak kadar ağır ve utanç verici bir suçlamadır. Hele bir öğrenciye öğretmeni tarafından söylenmesi affedilemeyecek kadar çirkin bir davranıştır.

Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak üzere Anadolu’ya geçen Mustafa Kemal’e de “ Vatan Hainliği” suçlaması ile, ölüm fermanı yazılmıştı. Fakat o ülkesini işgalden, halkını esaretten kurtaracak, Dünya’ ya örnek olacak bir Kurtuluş Savaşı verdi. O’ nun kalbindeki vatan sevgisinden düşmanları dahil hiç kimsenin kuşkusu olmadı. O’ na vatan haini diyenler ise bir müddet sonra düşman gemilerinden veda ediyordu

Bu topraklarda vatan hainleri hep vardı ve bundan sonra da olacaktır. Çünkü bu bereketli topraklar da her ulusun gözü vardır. Tabiatın acımasız kuralı gibi zayıf düşüp bölündüğün anda seni yok etmeye hazır komşuların ve dostların hep olacaktır. Bu topraklarda yaşamanın bedelini ödemeye her zaman hazır olmalıyız. Zayıf düştüğümüz an, sonumuzun geldiği andır. İşte o gün vatan hainleri de devreye girecektir, eskiden olduğu gibi.

Hainler hep vardı ve sonları hep aynı oldu

30 Ağustos 1922 Zaferinden bozgun halinde kaçan Yunan Ordusu Kumandanlarından Miralay Sarıyadis’in anılarından.

“Perişan bir halde ricat ediyorduk. SİMAV BOĞAZINDA beyaz bayrak sallayarak yamaçlardan koşarak gelen beş-altı kişilik bir gurup gördüm. Başlarında Kütahya Mutasarrıfı İBRAHİM vardı, bizden önce kaçmışlardı, işaret ettim yaklaştılar. Mutasarrıf    İbrahim can korkusundan kendini kaybetmiş bir halde eğildi, tozlu çizmelerimden öperek yalvarıyordu” ne olur bizi de götürün, bizi bırakmayın, öldürecekler bizi.” Kafasına bir kurşun sıktım, çünkü vatanına ihanet etmişti. Bunları karıştırmaya ne gerek vardı”

(Kaynak: Nedim Çakmak- İşgal Günlerindeki İşbirlikçiler. Sh: 265 )

Mustafa Karaca