Yol ve Yolsuzluk

113

2017 yılını “YOLSUZLUKLAR ve YOL” söylentileri ile geçirdik. Yüce Türk milletinin temsilcileri değerli milletvekilleri, koskoca bakanlar yolsuzluk suçlamaları ile gündeme geldi. Bu arada yapılan yollar ve köprüler de konuya dahil edildi. Peki burada “YOL” ve “YOLLARIN” suçu neydi?

İnsanoğlu tekerleği bulduktan ve de “AT” ile arkadaş olduktan sonra bir türlü yerinde duramadı. O güne kadar evinden ve obasından fazla uzaklaşamayan insanoğlu hep daha uzakları merak etmeye başladı. AT gibi sırtına bineceği bir dostu, tekerlek gibi bir icadı olduktan sonra düştü yollara ve uzak diyarlara. Belki de yolun veya yolsuzluğun hikayesi böyle başladı. Yolsuzluk içinde yolu buldu. İnsanoğluna, at’ın yürüyebileceği, tekerleğin geçebileceği her yer, yol oldu. Bugün olduğu gibi ne yol işareti vardı, ne de yol, ama insanoğlu yine de yolunu bulabiliyordu.

Türk Dünyasının ünlü bilgini Kaşgarlı Mahmut bu konuda yolunu şaşıranlara şöyle öğüt veriyor “İşaret olsa yol şaşırılmaz, bilgi olsa söz saptırılmaz”  O yıllarda artık yollara işaret konulmasını öneriyor ve de ilave ediyor, bilgi’ nin önemini de unutmayın diyor.

İnsanoğlu evinde ve obasından uzaklaştıkça, geri dönüş biraz tehlikeli olmaya  ve uzamaya başladı. İnsanoğlu ilk defa hasret ve özlem ile, sevdiklerini, arkada bıraktıklarını özlemeye başladı. Öyle ya gitmek var ama, dönmek biraz zor olmaya başladı. Bu durumda insanoğlu yanında bir yol arkadaşı aramaya başladı. Yolsuz yollarda yolunu bulmak için, uyuduğunda, mola verdiğinde, güvenebileceği bir dost, yoldaş aradı. Şeyh Edebali gidilecek yolun önemini belirtirken geldiğin yolun da çok daha önemli olduğunu vurguluyor ve diyor ki” Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın.”

Bir Atasözümüz bu konunun önemine değinip, yola çıkacaklara şu öğüdü verir “Yola çıkacağı insanı iyi seçmeli insan, yoldaşını iyi seçemeyen yol yorgunu olur” Bu öğüdü tutanlar yorulmadan yolunu bulabildi mi bilmiyoruz ama, bir başka söz de “ bir insanı iyi tanımak istiyorsan, onunla yolculuk yap”. O zaman öyle geçerli imiş doğrudur ama, her insanı tanımak için “gel seninle yolculuk yapalım, seni tanıyalım” denmez ki. O zaman ömrün yollarda geçer.

Ünlü Halk Ozanımız Aşık Veysel, kendi gidişini ve çıktığı yoklu şöyle anlatır;

“Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldayım
Gidiyorum gündüz gece”

O günü şartları içinde gece gündüz yol alsan dahi gideceğin yolun belli değilse git gidebildiğin kadar.

At, tekerlek ve güvendiği yoldaşı ile yollar düşen insanoğlu, gittiği ve gördüğü yerlerde yolunu bulmaya başladı. Yola çıkan insan evinden, obasından, köyünden uzak kaldığına göre üretimden de uzak kalıyordu. Yanına aldığı azık bir müddet sonra tükenmeye başlayınca, açlık baş gösterdi. Önceleri yanındakileri takas yoluyla kendine yiyecek bulan insanoğlu, takas edecek bir şeyler kalmayınca güçlü ise gücüne güvenerek bir şeyler bulmaya başladı. İşte o günler savaşların, yağmaların ve soygunların başladığı günler oldu

Acaba o yollarda neler taşınır olmuştu? Ünlü şairimiz Cahit Külebi Sivas yolarında rastladığı bir kervanı şöyle anlatır;

SİVAS YOLLARINDA
Sivas yollarında geceleri
Katar katar kağnılar gider
Tekerleri meşeden.
Ağız dil vermeyen köylüler
Odun mu, tuz mu, hasta mı götürürler?
Ağır ağır kağnılar gider
Sivas yollarında geceleri

İnsanoğlu gezdikçe, gördükçe, yeni insanlar ve medeniyetler tanıdıkça ve de ihtiyaçları çeşitlendikçe “bilim”in önemini öğrendi ve bilimin ışığında yeni keşiflere yöneldi. Yollarda geçirdiği zamanı kendi lehine çevirdi, yeni araçlar, tekerlekli arabadan başlayarak, denizde yüzen, karada yürüyen, havada uçan taşıt araçları insanoğlunun emellerini gerçekleştiren önemli vasıtalar oldu. Yeni araçlarla rahat yolculuklar etmeye başlayan insanoğlu vefasızlığını gösterdi yine. İlk yol arkadaşı, yoldaşı “AT” ile yolculuk insanoğluna zor gelmeye, pahalı gelmeye başladı. Öyle ya, at bu yemek ister, su ister, pisliği var temizlenmek ister, yorulunca dinlenmek ister, istere oğlu ister. AT YOLDAŞIN  istekler listesi çoğalınca insanoğlu ilk yoldaşını terk eder. Vefasızlığın belki de ilk işaret fişeğidir ve arksı gelir. İnsanoğlu yoldaşını ve yolunu kaybeder.

Ünlü şairimiz Necip Fazıl Kısakürek “Yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişirsen; hem yolun kaybedersin, hem dostunu” diyerek vefasızları uyarır.

Bu kadar taşıt aracı çeşitlenince bu araçların gideceği yollarda ihtiyaç olmaya başlar. Öyle ya bu kadar güzel icatlar, süslü arabalar çamurlu, tozlu, taşlı yollarda gidecek değildi elbette. İnsanoğlu sınırlı çizilmiş, işaretlenmiş, ve hatta yol levhaları bile konulmuş yollar yapmaya başladı. Bu yolların yapımı da elbette sadece geçenlerin, arabası veya gidecek sebebi olanların bütçesinden karşılanmayacak kadar masraflı idi. O halde müşterek bütçeden karşılanmalı, herkes ister geçsin ister geçmesin yol yapımına katılmak zorunda kalıyordu. Bir efsaneye göre DELİ DUMRUL isimli bir adam bir köprübaşını tutmuş, geçenden bir akçe, geçmeyenden iki akçe alıyormuş. Bu nasıl hesaptır o gün bu gün çözen ve anlayan bir matematikçi çıkmamış. Bir başka söylenceye göre ise, yol parası olarak masraflara katılamayanlara yol işçiliği zoraki olmuş. Kazma küreği alan yollarda çalışmak zorunda kalmış. Hatta bu çalışmalar sırasında hayatını kaybedenler bile olmuş, sırf birileri rahat yolculuk yapsın diye.

Ulaşım araçları çoğaldıkça, şehirlerin nüfusu arttıkça yollar dar gelmeye, artan trafiği taşıyamayacak duruma gelmiş. Yollarda sen geçtin, ben geçemedim kavgalarında birçok insan hayatını kaybetmiş. Bu nasıl bir iştir ki, yol yokken olmayan kavgalar, yollar çoğalınca olmaya başlamış.

İnsanoğlunun değişen değer yargıları kendinde ve sahip olduklarına saygı duyana sınırlı kalmış. Kendine ve sahip olduğuna saygı duyulmasını isteyen insanoğlu, ayni durum başkaları içinde geçerli mi diye sorulduğunda; cevabı kendinden yana kullanmış. Fakat bir ünlü yazarımız konuyu şöyle özetlemiş : “Değer vermeyi öğrenirken, yol vermeyi de öğren. Birinciyi hak etmeyen, ikinciyi hak ediyordur. Servet Saygınoğlu”

İşte böyle A sırtında başladığımız yolsuz yolculuğumuzun sonuna geldik. Sayılı günleri biten bir yıldan, günleri sayılmaya başlanacak olan yeni bir yıla geçiyoruz. Geçiyoruz ama sorunları da birlikte taşıyarak. YOL ve Yolsuzluk. Ünlü şairimiz Nazım Hikmet’ten bir yol ve yolculuk şiiri ile yeni yıla merhaba derken, Lale-Tahsin Özgür’ün dileklerinin gerçekleşmesi dileğiyle.

1. Bütün Yolculuk Boyunca Hasret Ayrılmadı Benden, Nazım Hikmet

Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden

gölgem gibi demiyorum

çünkü hasret yanımdaydı zifiri karanlıkta da

Ellerim ayaklarım gibi de değil

uykudayken yitirirsin elini ayağını

ben hasreti uykuda da yitirmiyordum

Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden

açlıktı, susuzluktu demiyorum

sıcakta soğuğu, soğukta sıcağı aramak gibi de değil

giderilmesi imkânsız bir şey

ne sevinç ne keder

şehirlerle bulutlarla türkülerle de ilgisiz

içimdeydi dışımdaydı

Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden

zaten elimde ne kaldı bu yolculuktan

hasretten gayrı

Bir şiirde binlerce yıl öncesinden

Faydasız olsun, yine de

bir ağaç gibi olsun bu yazdıklarım:

Kökü toprakta;

başı gökyüzüne dönük.

Belki kimse bahçesine dikmez,

şehrin bulvarlarına da sokmazlar onu.

Ama

uzak, kıraç bir ıssızlıkta

bunalmış bir yolcu

dibinde oturacağı,

sırtını dayayacağı bir ağaç buldu diye

ferahlarsa

bu yeter.

Chuang Tzu

MUSTAFA KARACA